Adli Mimarlık: Şeytan Ayrıntıda Gizlidir

 

2006 yılında, Almanya’nın Kassel şehrinde bulunan bir internet kafeye giren bir adam kafe sahibi Türk-Alman ailenin 21 yaşındaki mensubu Halit Yozgat’ı vurarak öldürdü. Emniyet yetkilileri kabul etmeye yanaşmasa da bu, neo-Naziler tarafından işlenen bir dizi ırkçı cinayetten dokuzuncusuydu. Yozgat cinayetinin çarpıcı yanlarından biri, Hessen eyaleti adına çalışan istihbarat ajanı Andreas Temme’nin olay esnasında kafenin arka odalarından birinde bir çöpçatanlık sitesinde dolaşıyor olmasıydı. Bir istihbarat ajanının başka hiçbir şey yapamasa da en azından yan odada işlenen bir cinayeti fark edeceğini düşünebilirsiniz. Ama Temme, olayın farkında olmadığını iddia etti.    

Emniyet tarafından hazırlanan video canlandırmasında Hesse, kasanın arkasında serili duran cesetten bihaber bir şekilde borcunu öderken gözüküyordu. Anlattıkları pek akla yatkın olmasa da delil yetersizliğinden ötürü Hesse’nın sözüne inanmaktan başka çare kalmamıştı. Forensic Architecture (Adli Mimarlık), vakayı soruşturup, beş yılda bir Kassel’de düzenlenen sanat fuarı Documenta’nın 2017 edisyonunda bulgularını sergilemeseydi eğer, mesele bu noktada kapanabilirdi. Kafenin tam boy maketini hazırlayan Forensic Architecture, (susturucuya rağmen oldukça yüksek olan) silah seslerine, ortalığa yayılan dumana ve uzun boylu bir adam olan istihbarat ajanının kasaya para öderkenki görüş açısına dayanarak yaptığı analiz sonucunda, Temme’nin cinayeti görmemiş, duymamış ve kokusunu almamış olma ihtimalinin bulunmadığı sonucuna vardı.    

Halihazırda çalışmaları Londra’daki Çağdaş Sanat Enstitüsü’nde (ICA) sergilenmekte olan Forensic Architecture, Goldsmiths Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren bir örgüt. Kurucusu ve direktörü, Britanyalı-İsrailli mimar Eyal Weizman. Başlıca misyonu, araştırma yapmak ve “özgül davalara ilişkin delile dayalı sistemler geliştirmek”. Bu anlamda Forensic Architecture, emniyet teşkilatı, ordu, devlet ve şirketler tarafından anlatılan hikâyeleri çürüten bulguları ortaya çıkarmak için STK’lar ve insan hakları avukatlarıyla çalışan bir tür “mimari dedektiflik bürosu” olarak işliyor. Weizman şöyle diyor: “Mimarların kamusal figürler olması gerektiğini düşünüyoruz. Ne iş yaparlarsa yapsınlar bir pozisyon almaları gerekiyor. Biz, en uç ve şiddetli formları haritaya geçiriyoruz”. Ve ekliyor: “Mimarlığın yeni bir alt-disiplinini kuruyoruz.”   

Yarı fiziksel yarı sanal mekân modelleri çıkarabilmek için ellerindeki her tür imkândan faydalanıyorlar: telefon konuşmalarını ve cep telefonu kameralarını saran üst veri, meteoroloji, tanık ifadeleri, canlandırmalar... Olguları zamanda ve mekânda sabitleyebilmek için sözgelimi bir bombalamaya ait sosyal medyadan arayıp tarayıp çıkardıkları binlerce görüntüyü maddi bulgularla eşleştirdikleri oluyor. Modern yöntemler kadar kadim yöntemlerden de faydalanıyorlar; eski mahkûmlara, insanlık dışı olayların yaşandığı gizli Saydnaya hapishanesinin bir modelini çıkarmaları için yardımcı olurken Romalı hatiplerin ve Elizabeth dönemi oyuncularının ezber tekniklerinden faydalandıkları gibi.   

Ordu ve güvenlik teşkilatlarıyla satranç oynuyorlar. Veri toplama ve gözetim tarafından şekillenmiş bir arenada mücadele ediyorlar; bu da, iktidar tarafından istismar edilebilecekleri yolunda makul şüphelerin doğmasına sebep oluyor. Forensic Architecture, bu teknikleri insan haklarının aleyhine değil lehine kullanmayı hedefliyor. Hesapta hemen hemen hiçbir şeyin bakışlardan kaçamadığı, imajlara doymuş bir dünyada gizli tutulan şeyleri görünür kılmaya çalışıyorlar.  “Adli bilim”i “inzibat sanatı” olarak kabul edersek eğer, yaptıkları işi “karşı-adli bilim” olarak tarif etmeyi tercih ediyorlar.   

Ellerindeki malzeme yürek burkucu türden. Sözgelimi, rejim taraftarı güçler tarafından ortadan kaldırılan Halep’teki bir hastanenin son anlarına ait kapalı devre kamera sisteminden alınan görüntüler insanı allak bullak ediyor. Ama, aynı zamanda, işlemlerdeki yaratıcılık, sahihlik ve sabır, ve ortaya çıkan billur sonuçlar bakımından oldukça etkileyici bir çalışma yaptıkları. Tek bir günü canlandırmak yıllar alabiliyor; Gazze şeridinde bulunan Refah şehrine 2000 adet İsrail bomba, füze ve roketinin düştüğü, Kara Cuma olarak anılan 1 Ağustos 2014 günü buna bir örnek. Fakat, Forensic Architecture’ın o güne dair araştırmaları, İsrail ordusuna, tutsak düşen mensuplarını öldürme hakkı tanıyan Hannibal Protokolü’nün iptal edilmesinde etkili oldu.

Çoğu mimarlık öğrencisi bu tür bir işle meşgul olacağını düşünmez. Weizman da, Londra Mimarlık Derneği’nde eğitim aldıktan sonra Tel Aviv’de genç bir mimardan beklenen türde bir pratik sürdürmeye başladı. Ta ki, işgal altındaki bölgelerdeki şehir planlamasının nüfusu bölmek ve bastırmak için kullanılması üzerine bir doktora tezi yazmaya karar verinceye kadar... Weizman bu kararı hakkında şöyle diyor: “Mimarlık ve planlama yoluyla insan haklarının ihlal edilebileceğini [...] ve mimarların da suçta payının olabileceğini göstermeye çalışıyordum.”

İsrailli mimarların katılımıyla 2002 yılında Berlin’de düzenlenen bir sergiye davet edilen Weizman, işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimleri üzerine bir çalışma sundu. Weizman’ın katkısı, İsrail Birleşik Mimarlar Derneği’ni sergiyi iptal etmeye ve katalogları imha etmeye sevk etti. Çoğu sansür vakasında olduğu gibi bu da hedefinin adını duyurmaktan başka bir işe yaramadı ve Weizman çalışmalarını Venedik Mimarlık Bienali’ndeki İsrail pavyonunda sergilemeyi başardı. O noktadan itibaren Weizman “vites artırarak” odağını “mimarlık ve planlamanın yavaş şiddeti”nden, savaş ve yerinden edilmenin hızlı şiddetine kaydırdı. 2011 yılında Forensic Architecture’ı kurdu. Başta İsrail ve Filistin’e odaklanan örgüt, zamanla ilgi alanını genişleterek ihtiyaç duyulan her bölgede araştırma yapmaya başladı: Kassel, Suriye, Meksika’nın İguala kentinde kaçırılan öğrenciler, Karaçi’deki ölümcül bir fabrika yangını, orada üslenmiş ABD personelinin zımni rızasıyla işkence ve infazların yaşandığı bir Kamerun hapishanesi.  

 

İsrail’in Gazze’deki Refah şehrini bombalamasının mimari canlandırması.

 

Meksika’da 43 öğrencinin kaçırıldığı vakanın canlandırması


     

“Sivil toplum”un tarafında yer alan Forensic Architecture, hükümet ve şirketlerden iş kabul etmiyor. Ama, politik bir taraf da tutmuyorlar. Bu da onlara, rejimlerinin korkunçluğu bakımından birbirinin dengi olmamakla birlikte birtakım ortak tavırlar sergileyen bir dizi düşman ve eleştirmen kazandırıyor. Forensic Architecture, Almanya’da iktidarda bulunan Hıristiyan Demokratlar tarafından “şüpheli delillerle hareket eden sanatçılar” olarak tanımlanırken, Esad tarafından “Katar yardakçıları olarak”, Kremlin destekli RT televizyonu tarafındansa “IŞİD destekçileri” olarak yaftalanıyor. İsrail’de ise “Filiwood” olarak anılıyorlar – Filistin Hollywood’u anlamında. Weizman şöyle diyor: “Şerefsizlerin son savunma hattı [araştırmalarımıza] ‘düzmece haber’ demek. [...] Diğerlerinin hepsi boşa çıkınca son çare olarak bu argümana sarılıyorlar”.

Forensic Architecture’ın, mesajını duyurmak için Documenta ve ICA gibi sanat mekânlarını seçmesi gerçekten de dikkate değer. İnkâr edilmesi mümkün olmayan insan hakları ihlallerinden ve savaş suçlarından bahsettiğimiz göz önüne alındığında bu, amatörce bir tercih gibi gözükebilir fakat Weizman, temsil araçlarının ve araştırma sonuçlarını kamuyla paylaşmak için seçilen yöntemlerin can alıcı öneme sahip olduğunu ileri sürüyor. Forensic Architecture’ın araştırmalarının, mahkemelerde boy gösteriyor ve bakanlara sözlerini geri aldırıyor olması; yaşamları ve bazen politikaları değiştirmeye kadir olması Weizman’ın argümanını haklı çıkarıyor. Görüldüğü kadarıyla, teorik soruşturmaları, araştırmalarının olgusal boyutunu kösteklemekten çok destekliyor.   

Weizman, Forensic Architecture’ın faaliyetlerini aynı zamanda bir tür mimarlık pratiği olarak değerlendiriyor ve mesleğin, çok farklı disiplinlerin katkılarını sentezlemek konusundaki potansiyelini ustalıkla kullandıklarını düşünüyor. Sözgelimi, mimarlık mesleğinin spekülatif alanlarından beslenerek şaşırtıcı derecede faydalı sonuçlar elde edebiliyorlar. 21. yüzyılın ilk yıllarında mimarlık okullarını kasıp kavuran parametrizm modası, buna örnek olarak verilebilir: egzotik olmakla birlikte ele avuca sığmayan formlar üreten sofistike yazılımlara veri yükleyerek bina tasarlamaya çalışan bir tür mimarlık. Weizman, “parametrizm”in, “bir tasarım stratejisi olarak işe yaramaz ve süs odaklı” olduğunu düşünüyor. Ama, Forensic Architecture, Refah bombalamasının yarattığı toz bulutunu analiz etmek için parametrizmin tekniklerinden faydalandı.   

 “Bir bombalamanın meydana getirdiği toz bulutu [imha edilen] binanın ta kendisidir – gaz formunda: sıva, beton, ahşap ve et. Dehşet verici, feci bir toz bulutu.” Ama “formuna bakarak patlamanın kuvvet alanını canlandırabilirsiniz.” Her toz bulutunun bir “parmak izi” vardır, hareket halinde bir iz, bu da bulutun şekline bakarak onu görüntüleyen bir fotoğrafın hangi noktadan ve ne zaman çekildiğini tespit etmemizi sağlar. Bu yolla elde edilen enformasyonun nirengi ve koordinat hesabını yapan Forensic Architecture, özellikle büyük ve ölümle sonuçlanan patlamaların yerini saptayabildi.  

Refah patlamasıyla ilgili ortaya koydukları deliller, saldırının amacının o günün sabahı tutsak düşen bir İsrail subayını öldürmek olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koydu. Subayın, bir yeraltı tünelinde tutulduğu düşünülüyordu. İsrail ordusu, sebep olduğu sivil zayiattan pek pişman gözükmüyordu. Operasyon, Hannibal Protokolü’nün özellikle agresif bir yorumuna dayanıyordu. Protokol, olaydan kısa bir süre sonra iptal edildi; ya da, en azından muğlaklığından arındırıldı. Forensic Architecture’ın da katkılarıyla elde edilen bir zaferdi bu; ama, Weizman’ın da belirttiği gibi bu zaferin akıbeti tamamıyla Protokol’ün yerine geçecek düzenlemeye bağlı.  

Bu işte nadiren kesin zaferler elde ediliyor. Örneğin, Temme’nin ölüm olayının gerçekleştiği kafede ne sebeple bulunduğu ve neden olayı fark etmediğini iddia ettiği hâlâ bilinmiyor. Fakat, Forensic Architecture’ın mimarlık uygulaması,  hakikatin savaşa kurban gitmesini engellemek için verilen bitmek bilmez mücadelede çok güçlü bir silah.

 

Rowan Moore’un 25 Şubat 2018’de The Guardian’da yayınlanan “Forensic Architecture: Detail Behind the Devilry” başlıklı yazısından kısaltılarak çevrildi.

 

mimarlık