Çernobil İçin On Tez

Bavyera’nın Wackersdorf  bölgesinde 1980’lerde kurulması tasarlanan nükleer atık yeniden işleme tesisi projesine karşı protesto. Sekiz yıl süren mücadelenin sonunda projeden vazgeçilir.

 

Sona erişin zamanlarında yaşayan değerli çağdaşlarım!

Çünkü biz tam da buyuz, sonun zamanının çağdaşlarıyız ve görevimiz zamanın sonunun çağdaşları olmamak, ki sonun zamanıyla ilgilenmeye devam edebilelim. Atomik tehlike üzerine bundan önce iki tez dizisi daha önermiştim. İlkini 1957’de Frankfurter Allgemeine Zeitung yayınlamayı kabul etmişti; bugün artık böyle şeylere bulaşmak istemez. İkincisini 1959’da Hiroşima’dan dönüşümde Berlin Özgür Üniversite öğrencilerine okumuştum; onlar yayınlayıp yaygınlaştırdı. İlk tez dizisini şu ifadelerle sonlandırmıştım: “Hiroşima her yerde”. Daha sonra bu sözleri bir kitabıma başlık yaptım. Bugün ise haberim olmadan bu ifade değiştirilerek, fakat aynı ruh muhafaza edilerek yeni bir slogan türetildi: “Çernobil her yerde”.

Bu ilk iki tez dizisi birer uyarıydı. Umalım ki bu üçüncüsü de aynı uyarı işlevini görsün. Ne var ki bu sözleri söylerken bir yandan da şüphe ve tedirginlik içindeyim çünkü belki de, aradan geçen zaman içinde, bu ilk tezlerin uyarıda bulunduğu tehlike halihazırda başlamıştır. Fakat her halükârda bizler uyarmaya devam etmeliyiz.

 

Tez 1

Tamamen güncel bir meseleyle başlayacağım.

Günümüzün esas tehlikesi, tehlikenin görünmezliğinde yatıyor. Hiç kimsenin daimi biçimde bu görünmezliğin bilincinde olması mümkün değil. Böyle bir şey bizi ruhen aşıyor sanki. Eğer hayatta kalmak istiyorsak, görünmeyeni sanki karşımızda duruyormuşçasına anlamaya dönük idmanda bulunmalı ve komşumuzu bu anlayış ve gerektirdiği korkuyla eğitmeliyiz. Hiçbir durumda kendimizi veya başkasını umarsızlığın bir egemenlik kanıtı olduğuna ikna etme hakkına sahip değiliz. Çılgınlık yapmayın; bu kolayınıza geldiği için ve size önerilen radyasyona maruz kalmış yemek ilk bakışta lezzetli göründüğü için umarsızlığı tercih etmeyin.

 

Tez 2

Panik hakkında

Metternich’in “sükûnet yurttaşın birincil görevidir” şeklindeki eski düsturunu bugün hâlâ geçerli zannedenler bizi “paniğe sevk edici” olmakla yaftaladı. Evet bizler “paniğe sevk edicileriz”, hatta “profesyonel paniğe sevk edicileriz”. Çünkü tehlikeyi, korkmaktan korkanları uyarmaya çalıştığımız tehlikede değil de panik olmanın kendisinde görenler hakikati çarpıtır ve komşusunu bilerek körleştirir.

 

Tez 3

“Heyecanlı” sıfatıyla alay etmek, umarsızlık ve budalalık göstergesidir.

Elbette ki bizleri tehdit eden felaket karşısında “heyecanlı” biçimde tepki gösteriyoruz ve bundan utanmıyoruz. Esas böyle yapmasaydık utanmamız gerekirdi. Bu şekilde tepki göstermeyip heyecanımızı akıldışı diye niteleyenler, yalnızca umarsızlıklarını değil budalalıklarını da gözler önüne sermektedir.

 

Tez 4

Nükleer enerjinin barışçıl ve savaşçı kullanımları arasında ayrım yapmak çılgınlıktır ve aldatıcıdır.

Sözümona barışçıl nükleer santrallerin insanları… hayır… insanlığı… hayır… yeryüzü üzerindeki yaşamın tamamını uzun süre ağır ve aralıksız biçimde tehdit ettiğini bildiğimiz için, bunların inşası ve kullanımı nükleerin savaşçı kullanımından beterdir: Bunlar herostratik[1] bir projenin parçası. Bugün, Çernobil’den sonra, kimsenin artık bu tehlikeden bihabermiş gibi davranamadığı durumda, nükleerin avukatlığına soyunanlar bilinçli olarak suç işleme noktasına geldiler. Bu suçun adı yalnızca “jenosit” (soykırım) değil –“yalnızca” zarfını bu şekilde kullanmak da pek tuhaf doğrusu– “globosit” yani yerkürenin yok edilişi. Nükleer enerji taraftarlarının yanı sıra atık işleme fabrikalarının ve üretim reaktörlerinin taraftarlarının da Hiroşima’yı bombalattıran Başkan Truman’dan aşağı kalır hali yok. Hatta ondan beterler çünkü bugün insanlar, o naif başkanın kendi döneminde bilebileceklerinden çok daha fazlasını biliyorlar. Ne yaptıklarını biliyorlar; o ise bilmiyordu. İnsanların, bir nükleer roket yüzünden veya sözümona barışçıl bir santralden dolayı ölmesi arasında hiçbir fark yok. Her ikisi de aynı oranda ölümcül. Öldürmek, öldürmektir. Ölü olmak, ölü olmaktır. Birini savunanla diğerini savunan, birinin etkilerini azımsayanla diğerininkini azımsayanlar eşdeğerdir.

 

Tez 5

İmkânsız yardım

Hekimler bir atom savaşı durumunda yapılacak sağlık yardımlarıyla ilgili araştırmaların hepsinin birer şaka ve göz boyama olduğuna hükmedeli uzun zaman oldu. Onlara göre bir nükleer felaket durumunda herhangi bir hekim yardımı, hele de bir tedavi kesinlikle mümkün değil. Yardım ve tedavi imkânsızdır çünkü hemşire kalmayacak, tedavi edilecek hasta kalmayacak, ilaç, hastane, gıda, kısacası hiçbir şey kalmayacak. Böylesi bir sonuca vararak atom savaşı karşıtı hekimlerin hem insanlık hem de mesleki görevlerini ihlal ettiğini öne süren gerici hasımlarımızın bu değerlendirmesi hem mantıksız, hem sahtekârca, hem de gayri insani. İhtiyaç halinde insanlara yardım edemiyor ve onları kurtaramıyor olacağımızdan, bunun yerine tüm dünyanın varoluşunu kurtarmaya çalışmalıyız. Kızıl Haç’ın şimdiye kadar yapmış olduğu her şeyden daha fazlasını yapmalıyız: Kızıl Haç’a ve savaş hekimlerine ihtiyaç kalmamasını sağlamalıyız.

 

Tez 6

Bizler “makine kırıcıları” değiliz.

Bizleri “makine kırıcısı” ve “ilerleme düşmanı” olarak niteleyenlere –hayli tanınan bir sendika lideri bana böyle hakaret etti geçenlerde– birer ahmakla alay eder gibi davranmalıyız. 19. yüzyılın makine kırıcıları elleriyle üretmek istedikleri bir şeyin, mesela bir ipin, artık makineler tarafından üretildiğini gördükleri için öfkeleniyorlardı.

Bizimse bugün, and olsun ki ellerimizle füze yaratmaya ne isteğimiz ne de ihtiyacımız var. Bizim karşı çıktığımız, üretim biçimi değil, ürünlerin varlığıdır. Dolayısıyla bize böylesi bir eleştiride bulunmak ahmaklıktır.

Fakat üretim biçimine karşı çıktığımız noktada da, mesela nükleer enerji aracılığıyla elektrik akımının üretim biçimine karşı çıkışımızda, derdimiz sadece ortaya çıkan ürünlerin tehlikeli ve ölümcül olması değil, bunların bizzat üretilme biçiminin tehlikeli ve ölümcül olmasıdır. Ve yalnızca bunları üretenler için değil, Çernobil’in ispat ettiği gibi tüm çağdaşlarımız için de tehlikelidir.

İlerici olmadığımıza dair eleştirilere gelince (ki her zaman, haklı olarak radikaller arasında sınıflandırıldım), bence “ilerici” terimini geçmiş yüzyılın eskimiş kelimeler yığınının içine atabiliriz artık.

 

Tez 7

Nükleer endüstri petrole bir yanıttır.

Nükleer enerji üretmekten vazgeçmenin veya bu projeyi ertelemenin mümkün olmadığı fikrini meşrulaştırmak için, yeryüzündeki petrol kaynaklarının yakında tükeneceği ve dolayısıyla ışık kaynağımızın azalacağı iddiası tekrar edilerek son on yıl içerisinde oluşturulan panik –ki bu göz korkutucu argüman hayli yankı buldu– katıksız bir dezenformasyonunun ürünüydü. Bu daha çok, Ortadoğu’nun, o vazgeçilmez petrolün başlıca sahibi ve tedarikçisi olmasına, dolayısıyla sahip olduğu güce Batı’nın verdiği yanıttır. Bu güçlere ne iktisadi ne de siyasal açıdan bağımlı olmak isteniyordu.

Nükleer enerjinin devreye sokulmasıyla eşzamanlı olarak petrol aranmaya devam edildi ve bulundu: bu da rezervlerin tükendiğine zaten kesinlikle inanmadıklarını kanıtlıyor. Birkaç sene sonra petrol fiyatlarında meydana gelecek düşüş de dünyanın karanlığa gömüleceğine dair teorinin yanıltıcı olduğunu gösteriyor. Eğer dünya için perspektifler karanlıksa ve gelecek pek ışıltılı görünmüyorsa, bu petrolün tükenişinden değil, nükleer endüstrinin galibiyetinden kaynaklanıyor.

 

Tez 8

Devrim

Değerli dostlar, unutmayalım ki Latince “revolvere” fiili (daha sonra bundan “revolutio” kelimesi türetilmiştir) tam olarak bugün yapmamız gereken şeyi ifade etmiştir: geriye çevirmek, döndürerek geriye doğru götürmek. Latince sözlüğünüze, Stowasser sözlüklerinize dönüp bakın; söylediklerimizin doğru olduğunu göreceksiniz. Kısacası, bugün gerçekleştirmek zorunda olduğumuz devrim, nükleer gelişmeyi geriye döndürmektir.

 

Ve şimdi günümüzün terörizmi hakkında birkaç söz…

Bugünün gerçek teröristleri, tüm dünyayı yok etmekle tehdit ederek onu sürekli korkutanlardır.

“Terör”, “dehşet” demektir. İnsanlığa şantaj yapıp karşılığında ona var olmaya devam etme imkânı sunanları bizim aramızda bulamazlar.

Nükleer terör 6 Ağustos 1945’te başlamıştır.

Bu sözünü ettiklerim aynı zamanda bugünün nihilistleridir çünkü yapma riskini aldıkları şey dünyanın ortadan kaldırılması [annihiler], onun yok edilmesidir. Üstelik böylesi şeyleri yapma kararını daha önce aldılar: Vietnam Savaşı’nda, bir bilgisayar sayesinde. İnsanlığın kaderini belirleyecek böylesi bir kararın içerdiği ‘insanı yok etme projesi’ nihilizm değilse, ben bu kavramın ne anlama geldiğini bilmiyorum.

Bu insanların aksine bizler bugünün gerçek muhafazakârlarıyız.

Çünkü insanlığın ve dünyanın, çocuklarımızın ve onların çocuklarının varlığını korumak istiyoruz. Latincede korumak “conservare” için denir. Biz “konservatörler” olarak onları muhafaza etmek istiyoruz.

 

Tez 9

Sözde barışımız bir savaştır.

Yüz elli yıl kadar önce, Clausewitz tarafından oluşturulan formül şudur: “Savaş, siyasal ilişkilerin başka araçların dahil edilmesiyle sürdürülmesinden başka bir şey değildir”. Clausewitz’in Savaş Üzerine adlı eserinde kullandığı ve çoğu kez yanlış alıntılanan bu ifade, bugün tümüyle anlamsız hale gelmiştir. Tam tersine, barışçıl tertibatlar, askerî tehdidin başka araçların dahil edilmesiyle sürdürülmesinden başka bir şey değildir – daha basit ifade etmek gerekirse, günümüzde barış, savaşın başka araçlarla sürdürülmesinden başka bir şey değildir. 1950’lerin barışından söz ederken Amerikalıların kullandığı “Soğuk Savaş” ifadesi de şimdiden tarih olmuştur. Bu artık isabetli değil de sıradanlaşmış bir ifade haline geldiyse, demek ki bizim tespitlerimiz utanç verici biçimde doğrulanmış oluyor.

 

Tez 10

Asıl mesele.

Bugün kadiri mutlak hale gelmiş, hayal gücünden yoksun, duygu fakiri adamlar tarafından uygulanan terör eylemleri yüzünden ölüm tehlikesiyle burun burunayız. 1945’ten beri, o naif Truman’dan beri, bu kadiri mutlak teröristlerin, bu yüksek memurların belirli bir rasyonaliteye göre davranmadığına inananlar; bu insanları, onlara küçük çiçekler vererek, açlık grevindeki günleri çoğaltarak, küçük elleriyle başka küçük elleri tutup insan zinciri oluşturarak veya onlarla erkek erkeğe konuşarak fikirlerini değiştirebileceğine inananlar esas naif olanlardır çünkü –bilinçli olsun veya olmasınlar– askerî sanayinin çıkarlarını yok saymaktadırlar. Öte yandan, aramızda iyi niyetli olup, son derece benmerkezci bir biçimde yalnızca vicdanını rahatlatmakla ilgilenen çok sayıda insan var.

Hayır, önümüzdeki görevler daha ciddi. İnsanlığın varlığına veya yokluğuna karar verebilecek bu dar görüşlü muktedirleri engellemek, ellerini gerçekten bağlamak zorundayız. Bugünün ve yarının insanlarının çıkarları için, bundan 40 yıl önce Hiroşima ve Nagazaki’yi yerle bir etmiş olanlara benzer emirler verilememelidir. Ne böylesi emirlerin ne de bu tür emirleri verenlerin var olmasına izin verilmemelidir. Onları engellemek gerektiğine karşı çıkanlar, o emirleri verenlerin işbirlikçisi konumundadır. Wackersdorf’daki[2] gibi engelleme çabalarına karşı ilkesel olarak mücadele edenler ise, işbirlikçilikte daha da ileri bir noktadadır.

Değerli dostlar, bundan 28 yıl önce, biraz önce hatırlattığım gibi, bizzat Hiroşima’da şu sloganı yarattım: “Hiroşima her yerde”. Ve ardından bunu bir kitabımın ismi yaptım.

O zamanlar dünyamızın her bir noktasının tıpkı Hiroşima gibi vurulabileceğini ve yok edilebileceğini söylemek istiyordum. Bugünkü durum ise bundan bin kat beter.

Çünkü tek bir Hiroşima’yla –ki bunun Harrisburg’da, Çernobil’de veya Wackersdorf’ta olmasının veya savaş yahut sözde barış sırasında meydana gelmesinin hiçbir önemi yok– tek bir Hiroşima’yla, şu canım dünyamızın tüm diğer parçaları da, hep birlikte devasa bir Hiroşima’ya dönüşebilir. Hatta belki de bundan beteri olur. Çünkü yalnızca mekândaki tüm noktalar değil, zamandaki tüm noktalar da bundan etkilenebilir, hatta belki de şimdiden etkileniyordur. Bugünden harekete geçmezsek, torunlarımızın ve onların çocuklarının bizimle birlikte, bizim yüzümüzden can vermesi muhtemeldir. Bu durumda bugünün insanları ve onların ataları da, nihayetinde hiçbir zaman var olmamış olacaktır.

 

Kaynak: Günther Anders, “Dix thèses pour Tchernobyl” (1986) in La menace nucléaire. Considérations radicales sur l’âge atomique, çev. Christophe David, Editions du Rocher/Le Serpent à Plumes, 2006.

 

 



[1] Tanınmak için Efes’teki Artemis tapınağını yakan Herostratus’tan gelir. Kendini tanıtmaktan, kendinden bahsettirmekten başka bir gayesi olmayan kitlesel yıkım eylemi anlamında kullanılır – ç.n.

[2] Bavyera’nın Wackersdorf  bölgesinde 1980’lerde kurulması tasarlanan nükleer atık yeniden işleme tesisi projesinden 8 yıl süren protestolar sonucunda vazgeçilir – ç.n.