/ Dadanın 100. Yılı / Bir Dada Davası

24/2/2017 / skopbülten

Parisli dadacılar 1920 Ekim’inde bir lokantada biraraya gelip Littérature dergisinde artık edebiyatı çağrıştıracak hiçbir şey yayınlamamaya karar vermişlerdi; adeta derginin adına meydan okuyorlardı. Bu kararı aldıkları toplantıda söylenenleri kaydedip, dergi sayfalarını tartışma tutanaklarıyla doldurdular. Hatta karar almak için yaptıkları oylamaları bile yayınladılar: “LITTÉRATURE’de şiire yer vermeye devam edelim mi? Hayır, 2’ye (Éluard, Fraenkel) karşı 6 oyla”. Altında alışıldık türden alaycı bir not vardı: “Üyeler arasında hiç kimse komiteler oluşturma ilkesini ve tabii ki oylama yapma fikrini desteklemese de, bunu bir deneyim olarak kabul ediyorlar.”[1] Birkaç ay boyunca edebiyattan kaçınmak uğruna birtakım kurumsal süreçleri gündeme getirmekten medet umdular. Derginin Mayıs sayısında ilan ettikleri 1921 Muhteşem Dada Sezonu’nun etkinlikleri adeta bir resmî program gibiydi: Ziyaretler • Dada Salonu • Kongre • Anma Törenleri • Operalar • Referandum • El koyma • Suçlama ve yargılama.[2]

Bir önceki yıl, ilk Dada sezonu sırasında Paris’te düzenlenen Dada gösterileri her ne kadar büyük ilgi uyandırsa da birbirini tekrar eder olmuştu. O kadar ki, her gösterinin ardından dadacıların arasında “kolektif asap bozukluğu” yaşanır olmuştu.[3] 1921 sezonunun başında André Breton’un kentte Dada gezileri düzenleme fikri de daha ilk seferinde hüsranla sonuçlanınca, Breton, Dada üzerindeki hâkimiyetini kaybetmemek için yepyeni bir etkinlik önerdi: bir zamanlar hayranlık besledikleri ama savaş yıllarında milliyetçiliğe savrulan yazar Maurice Barrès’i yargılamak. Breton’a göre yeni Dada sezonu bir öncekine benzemeyecek, tartışmaları sanatsal (ya da sanat karşıtı – Breton için ikisinin arasında fark yoktu) düzlemden ahlaki düzleme taşıyacaktı. “Şiirsel nizamın ahlaki nizamı ihlali” Baudelaire’den Lautréamont’a, Rimbaud’ya ve Jarry’ye zaten yarım yüzyıldır süregelen, kaçınılmaz bir sonuçtu.[4] Tristan Tzara’nın direnmesine rağmen Breton Paris’te Dada’yı bu Fransız geleneğine bağlamakta kararlıydı.

Barrés 1880’lerde adı duyulmuş bir yazardı; mevcut toplumsal yapıların karşısında bireyi kültleştiren kitaplar yazmıştı. Sonradan uç noktada bir milliyetçiliğe kapılıp, onca değer yüklediği bireyin yerine toprak ve kan gibi kavramları koymuş, orduyla kilise gibi baskıcı kurumların savunucusu olmuştu. Savaş yıllarında Vatanseverler Birliği’nin başına geçecek kadar eski görüşlerinden çark etmesine karşın, Fransız dadacılar nezdinde itibarı bir şekilde sürüyordu. Jacques Vaché’nin mektuplarını yayınlayacakları zaman ondan bir sunuş yazısı yazmasını istemişlerdi. Breton, Éluard ve Soupault 1920’de, hatta 1921 başlarında hâlâ ona kitaplarını imzalayıp gönderiyorlardı.[5] Ama Breton aniden fikir değiştirip bu tanınmış gericiyi hedef haline getirdi.

 

 

Louis Aragon, Pierre Deval, André Breton, Tristan Tzara, Philippe Soupault, Thédore Fraenkel, ‘Maurice Barrès’, Georges Ribemont-Dessaignes, Benjamin Péret, Jacques Rigaut, René Hilsum, Serge Charchourne Barrès duruşmasında.

 

Duruşma

Tzara’nın isteksizliğine rağmen Parisli dadacılar “Bay Maurice Barrès’in Dada Tarafından Yargılanması ve Hüküm Giymesi” başlığını verdikleri gösteriyi 13 Mayıs 1921’de gerçekleştirmekte karar kıldılar. Bunun için bir salon tuttular, Salles des Sociétés Savantes. Breton baş yargıç rolünü üstlendi. “Kuşkusuz bu rol onu tam da mizacının gerektirdiği gibi, ‘beşerin önderi’ gibi hissettiriyordu.”[6] Breton için bu sözleri sarf eden Georges Ribemont-Dessaignes savcı, Philippe Soupault ve Louis Aragon savunma avukatlarıydı. Hepsi beyaz kıyafetler giymiş, savcı kırmızı, savunma siyah püsküllü şapkalar takmıştı. Barrès’i takım elbiseli, papyonlu bir cansız manken temsil ediyordu. Breton iddianameyi okuduktan sonra aralarında Tzara’nın da bulunduğu tanıklar dinlendi. Tanıklar sadece dadacılardan ibaret değildi, Paris’in entelektüel kesimini temsil eden başkaları da vardı. Gazetelerin yazdığına göre, önceki Dada gösterilerinin aksine, ağır ve sıkıcı bir gösteri olmuştu bu; sözde alaycı bir davaydı ama neyle alay ettiği belli değildi. Sahneden kışkırtıcı hiçbir işaret gelmeyince izleyiciler harekete geçti. Balkondan orkestranın oturduğu yere bezelyeler atıldı, sahneye çiçekler fırlatıldı. Ama bu kez dadacılardan ses çıkmadığı gibi, Breton yargıç kürsüsünün ziliyle izleyicileri de susturdu.

André Gide, üç gün sonra Aragon’a yazdığı mektupta olan biten karşısındaki şaşkınlığını dile getirmişti:

 

Bir kez daha, esaslı bir provokasyondu geçen akşamki Barrès gösteriniz. “Nasıl oluyor da on iki kişi biraraya gelip daha iyi bir şey yapmayı beceremiyor?” diyenlerin sesi hâlâ kulaklarımda (biraz bilgili olanlar “dört” diyordu). Ben inanıyorum ki birbirinizden bağımsız olsanız ortaya çok daha iyi fikirler çıkar; dördünüz birlikte çalıştığınız için sadece can sıkıcı şeyler üretiyorsunuz … Nasıl anlamazsınız, sizi skandal değil usanç yok edecek?[7]

 

Breton’a göre Gide Dada’yı hiç anlayamamıştı; bıktırıcılık kendileri için bir ölçüt değildi, olsa olsa Gide’in beklentileriyle ilintiliydi. Tümüyle Barrès duruşmasının tutanaklarına ayrılan Littérature’ün Ağustos’ta çıkan 20. sayısında yayınlanacak yazısında davanın tanıklarından Madam Rachilde de dadacıların beklenmedik durgunluğunu ve ağırbaşlılığını yadırgadığını anlatacaktı:

 

Yüzlerine bir kez bezelye ve fasulye taneleri atmışken, bir sonraki sefer aynı insanlara bir kişi ya da bir eser üzerine akıllıca bir konferans vermekle yetinirseniz, onlara gösterdiğiniz yeni yüze bu kez onlar bezelye ve fasulye taneleri fırlatırlar. Eleştirilerinizi, hayvani haykırışlar bir yana, atılacak zerzevatı bile olmayacak denli usandırıcı görünen bir felsefeye bağlayamazsınız.[8]

 

Madam Rachilde, Fransız yazar Marguerite Vallette-Eymery’nin takma adıydı. Mercure de France adlı edebi derginin editörüydü ve Dada’dan hoşnutsuzluğunu daha önce de dile getirmişti. Yine de Barrès’in yargılanması fikri çarpıcı geldiği için tanık olarak duruşmaya katılmayı kabul etmişti.[9] Aslında arasının iyi olduğu tek bir dadacı vardı, Francis Picabia, o da zaten duruşmadan iki gün önce Dada’dan ayrıldığını duyurmuştu. Picabia yargılama gösterisine katılmamış ama merakından yine de izlemeye gelmişti. Ancak ötekilerin Dada’yı getirdikleri hali görmeye tahammül edemeyerek hışımla çekip gitmişti. Aslında Picabia Dada’yı terk ederken kaleme aldığı yazıda, tam da Barrès davasında takınılan ciddi tavra karşı olduğunu beyan etmişti: “Dada, görüyorsunuz ya, ciddi değildi; bu yüzden de dünyanın her yanını yangın gibi sardı. Şimdi birileri tarafından ciddiye alınıyorsa; bu, ölmüş olduğundandır!”[10]

 

 

Maurice Barrès’in Dada tarafından yargılanması sırasında hazırlanan afiş.

 

Breton’la Aragon’un sonuçlarını pek fazla düşünmeden giriştikleri bu yeni Dada etkinliği Paris’teki dadacıların zaten gayet kırılgan olan birliğini tehdit edecekti. Yargılanmakta olan Barrès’miş gibi görünüyordu ama aslında Dada’ydı. Littérature’de yayınlanan dava tutanaklarından anlaşıldığına göre, Breton yargıç, Tzara tanık konumundayken aralarında geçen tartışma, sahte duruşmadaki uydurma bir münakaşa değil, gerçek bir atışmaydı. Breton ahlaki bir temel arayışındaydı ve Barrès davasıyla Dada içinde böyle bir imkân olup olmadığını sınıyordu. Tzara ise duruşmada ifade verirken takındığı ‘dadacı’ tavırla ötekilerden ayrılarak Dada’ya yakıştırmadığı bu ahlaki yargı sürecinin ciddiyetini bozmuştu: “Adalete güvenim yok, adaleti yerine getiren Dada olsa bile. Sayın yargıç, biz bir piç sürüsüyüz; büyük ya da küçük piç kurusu olmamızın önemsiz olduğu konusunda sanırım bana katılırsınız.” Dadacı dostlarına “domuzlar” diye seslenmiş, sonra asansörler konusunda saçma sapan bir şarkı mırıldandıktan sonra yine abuk sabuk bir tekerlemeyle ifadesini tamamlamıştı.[11] Kendince Dada’nın kökenindeki hesap kitapsızlığa, kendiliğindenliğe vurgu yapıyordu. Breton’un Tzara’ya yanıtı gayet sertti: “Tanık tam bir embesil gibi davranmakta ısrarlı mı yoksa kendisini dışarı attırmak mı istiyor?” Sonra Tzara’ya saygı duyduğu herhangi biri kişi olup olmadığını sormuştu; cevap: “Doğrusunu isterseniz ben kendimi gerçekten çekici bir adam olarak görüyorum.”[12] Picabia’nın terkinden sonra Barrès meselesi bu kez Tzara’yla Breton’un arasını açacaktı.

Barrès duruşmasındaki asıl skandal Benjamin Péret’nin tanıklığı sırasında koptu. Barrès’in milliyetçiliğini tartışmaya açmak için Péret olabilecek en kışkırtıcı yolu seçmiş, çamura bulanmış bir asker üniforması giyip gaz maskesi takarak, mezardan çıkmış Meçhul Asker kılığında duruşmaya katılmıştı. Yani savaşta Fransa’nın feda ettiklerinin sembolü olarak yedi ay önce Arc de Triomphe’un dibine gömülmüş olan ve kimliği bilinmeyen şehit askerin kılığında. Üstelik Alman milli renklerini kuşanmış ve ifadesini Almanca vermişti. Salonun tepkisi, toplu halde La Marseillaise’i söylemek oldu. Birisi perdeyi indirmeye çalıştı. Breton istediği kadar zilini çalsın, izleyicileri sakinleştirmek mümkün olmadı. Yine de duruşma sürdü. Aragon savunma yapmak için ayağa kalktığında bu kez Picabia bütün olayı protesto ederek salonu terk edince, salondakilerin yarısı onu izledi.

Savunma avukatı Aragon, temsil ettiği davalının ölümle cezalandırılmasını istedi. Yaşanan kargaşa sırasında toplanan jüri kararını verdi; Barrès’i suçlu bulup 20 yıl zorunlu çalışmaya mahkûm etti. Duruşmanın sonunda Barrès’in mankeni yerli yerinde duruyordu; darbe alan o değil, Dada olmuştu. (NAA)

   

 

 

André Breton

Yapay Cehennemler, ‘1921 Dada Sezonu’nun Açılışı

Mayıs 1921

 

[…]

Picabia, Aragon, Maurice Barrès savunmasına başlar başlamaz salonu terk etmek üzere, tek bir işaretiyle Sociétés Savantes’ın yarısını ayağa kaldırmış olmakla böbürlenir. Basının bu olaya nasıl tepki verdiği hakkında fikir sahibi olmak için bir-iki gazete kupürüne göz atmak yeterli olacaktır. Meçhul Asker’i duruşmaya çıkarmış olmamız akıl almaz bir zevksizlik olmuş olacak ki, hemen hepsi sinirden köpürmüş halde bizi kutsal olana saygısızlıkla itham etmek için anlaşmışlardı. Kendisi bir zevksizlik timsali olan bir sembolü karşımıza almış olabileceğimiz kimsenin aklına gelmedi ve 13 Mayıs Cuma’dan sonra bir kez daha lanetlendik. Her ne kadar eleştirmenlerin keşfetmekte çok gecikeceğini zannetmesem de, bir gün hakiki niyetlerimizi, kanıtlardan yola çıkarak, bize atfedilenlerle karşılaştırmanın hayli ilginç olacağını düşünüyorum. Aleyhimizde yapılan suçlamaları haklı gösterecek herhangi bir şey görmeden, Maurice Barrès aleyhinde hazırlanan iddianameyi, izlenen prosedürleri, jüri üyelerine yöneltilen soruları, alınan ifadeleri, ithamı, avukatların iddialarını kapsayan hacimli dosyayı boşuna etüt ediyorum. Tüm bunların benzer biçimde saklı kalmaya mahkûm olması çok yazık. O kadar dinleyici içinden yalnızca Madam Rachilde’in bizi desteklemeyi bir parçacık başarabildiği düşünülünce, sesine kulak verilmesini umuyor insan.

Oysa Madam Rachilde bizim dostumuz bile değildir – dada başladığında onu “sessiz bir gülümseme”yle karşılayan odur. Hakkımızdaki karşı görüşlerini büyük bir zarafetle ifade ederek, bu bakımdan da farkını ortaya koymuştur. Meselenin, bizim için, ve kendisi için, eğlenceden ibaret olduğunu fark eden tek kişi neden oydu? Eski usul muhalefetin miadını doldurduğunu haykırırken tüm şerefi bana layık görmüştü –André Breton dizginleri eline aldığından artık dada’ya önem verilmeliydi; başından beri söylediklerimiz onu hayran bırakıyordu; bayağılık bizim yöntemimiz değildi ve hiçbir zaman da olmamıştı– övgüleri bende az mahcubiyet uyandırmadı değil. Çıkışta konuştuğum Bay Fernand Vandérem de, bizimle ilgili cömert fikirlerini paylaşmaktan çekinmedi. Fakat olayımızın tabiatı onu tam manasıyla tatmin etmemişti. Bizden biraz daha derinlikli bir şeyler beklemiş olduğunu ifade etti. La Nouvelle Revue française’in 1 Ağustos 1920 sayısında yayınlanmış olan dada savunmamdaki aklı başındalığı Barrès dosyasının etüdüne taşıyamamış olmamdan ötürü bana sitemde bulundu. Kendimizi birtakım bayağılıklara kaptırıp kendi bakış açımızı yeterince açık koyamamış olmamızdan şikâyet etti. Bu sorun etrafındaki meselemizin, onun çeşitli biçimlerde yorumlanabilmesi olasılığında yattığını ve uyum yakalamaya zerre kadar eğilimli olmadığımızı anlamış gibi gözükmüyordu. Barrès davasıyla ilgili malzemeler, tam ta bu sebeple edebiyat tarihi için çok büyük önem arz eden belgelerdir.

Buna ilişkin özet bir fikir verebilmek için, yazdığım iddianamede geliştirmiş olduğum sorulara dada mahkemesinin kendince verdiği cevapların bir kopyasını bu makaleye ekledim.

 

Çeviri: Can Gündüz

  

 

 

Georges Hugnet

Resimde Dada Ruhu

1932-1934

 

[…]

Özünde Fransız olan bir yazara, stilistik hokkabazlıklarıyla milliyetçi eleştirmenlerin zaten yanlış yönlendirdiği ahalinin aklını büsbütün karıştıran itibarlı yazar Barrès’e saldırıda bulunarak; bu entelektüel şarlatanın, bu korkak hainin tehlikeli soytarılıklarını açığa çıkarmaya girişerek; bitmez tükenmez çelişkilerin sallantılı temelinde ele alınması mümkün olmayan yeni bir eylem hattı önererek, Dada kendine yepyeni bir sorun yaratmış oldu. Manevi tavizlere karşı Dada devrimci ruhu aşkına ayaklandı. Halen daha devrim sancıları çekmekte olan Berlin’deki gibi toplumsal zeminde hareket etmek yerine, isyanını düşünsel düzlemde billurlaştırmaya yeltendi. Picabia’yla Tzara uygun görmese de, ‘Barrès duruşması’ Paris’te o zamana kadar gerçekleşmiş olan Dada gösterilerinin tümünü aştı ve gerideki bu çözümlenmemiş sorunun yarattığı tehdit gelecekteki etkinlikleri gölgeledi. Duruşma sonunda açıklanan kararın üslubu alışılagelmiş Dada yazılarından oldukça farklıydı. Yargılamaya bir nebze dadaist, anarşist, çelişkili ve nükteli nitelik katan, tanık ifadelerinin birkaçı oldu. Bunu teyit etmek için, Littérature dergisinin ‘Barrès duruşması’na ayrılmış sayısını okumak yeterli. Bu yeni gösterinin neticesi, genel anlamda uyandırdığı dehşetti; eleştirmenler nezdinde bir daha Dada’yı hiç anmama tehdidi olarak ifade buldu. Kesin bir yanıta ulaşma konusunda Dada bir kez daha bocalamıştı: yargılama rolü ona hiç uymamıştı.[13]

 

Çeviri: Nur Altınyıldız Artun

 



[1] Colby Chamberlain, “Dada on Trial”, Cabinet, 45 (Bahar 2012) s. 24.

[2] A.g.e.

[3] Georges Ribemont-Dessaignes, “History of Dada” [1931], çev. Ralph Manheim, The Dada Painters and Poets: An Anthology içinde, der. Robert Motherwell (New York: Wittenborn, Schultz, 1951) s. 116.

[4] André Breton, “Artificial Hells, The Inauguration of the ‘1921 Dada Season’”, çev. Matthew S. Witkovsky, October, içinde, der. Leah Dickerman, Dada özel sayısı, 105 (Yaz 2003) s. 140.

[5] Colby Chamberlain, “Dada on Trial”, s. 26 ve Matthew S. Witkovsky, “Dada Breton”, October, içinde, Dada özel sayısı, 105 (Yaz 2003) s. 134.

[6] Georges Ribemont-Dessaignes, “History of Dada”, s. 116.

[7] Aktaran André Breton, “Artficial Hells, s. 139.

[8] Colby Chamberlain, “Dada on Trial”, s. 27.

[9] Madam Rachilde, bir önceki yıl Salle Gaveau’daki Dada Festivali sonrasında dadacıları eleştirmiş, okuyucularını da ısrarla onlara karşı tepki göstermeye davet etmişti. Annabella Melzer, Dada and Surrealist Performance (Baltimore & Londra: Johns Hopkins University Press, 1994) s. 148.

[10] “Bay Picabia Dadacılardan Ayrılıyor”, çev. Can Gündüz, Sanat Manifestoları, Avangard Sanat ve Direniş içinde, der. Ali Artun (İstanbul: İletişim SanatHayat, 2010) s. 154.

[11] Colby Chamberlain, “Dada on Trial”, s. 28.

[12] Annabella Melzer, Dada and Surrealist Performance, s. 154.

[13] İlk yayınlanışı, Cahiers d’Art, cilt 7, sayı 1-2, 6-7 ve 8-10 (1932) ve cilt 9, sayı 1-4 (1934). İngilizcesi, "The Dada Spirit in Painting", çev. Ralph Manheim, The Dada Painters and Poets içinde, s. 185.

Dada'nın 100. Yılı