Marina Abramović’in Şiddetle İmtihanı, veya Bir Saldırganın Sanatla İmtihanı

26/9/2018 / skopbülten

Marina Abramović Pazar günü Floransa’da, kendisiyle yapılan söyleşilerin derlendiği kitabın imza gününde ziyaretçiler arasında bulunan bir sanatçının saldırısına uğradı: Abramović’in retrospektif sergisinin açıldığı galeride düzenlenen etkinliğin sonunda, kalabalığın arasından Abramović’e yaklaşan bir adam, elindeki çerçevelenmiş resmi Abramović’in başına geçirdi. Adamın Floransa’da yaşayan 51 yaşındaki Çekyalı sanatçı Vaclav Pisvejc olduğu ortaya çıktı.

Çerçeveli resim camla kaplanmamış olduğu ve malzemesi de kâğıt olduğu için yara almayan Abramović olayı basına şöyle anlatıyordu: “Kalabalığın arasında bir adam vardı, elinde epeyce deforme edilerek boyanmış bir portre resmimi tutuyordu. Gözlerime baka baka bana doğru yaklaştı, ben de elindeki resmi hediye etmek istediğini sanıp gülümsedim. Sonra bir anda yüzündeki ifadenin değiştiğini gördüm, hiddetle ve hızla bana doğru geliyordu. Tehlike de ölüm gibi hep aniden çıkagelir.”

Vaclav Pisvejc güvenlik görevlileri tarafından yakalandıktan sonra Abramović kendisiyle görüşmeyi talep etti: “Bunu neden yaptığını, benden neden nefret ettiğini sormak istiyordum.” Pisvejc’in cevabını tahmin etmek zor değildi aslında: “Sanatım için yapmak zorundaydım.”



Vaclav Pisvejc yakalandıktan sonra resmiyle birlikte

 

Olayı aktaran Time, New York Times, Artnet gibi büyük haber kaynaklarında Vaclav Pisvejc’ten “sanatçı” olarak bahsedilmiyor; kâh “adam” veya “saldırgan” diye anılıyor, kâh “sanatçı olmaya can atan”, “hevesli” gibi nitelemeler[1] (aspiring artist) kullanılıyor; veya çok mecbur kalındığında “Floransa’da sanatçı olarak yaşıyor” gibi zorlama ifadelere başvuruluyor. Haberin asıl kaynağı olan Repubblica gazetesinde de, “kendine sanatçı diyen”, “sözde sanatçı” [sedicente artista] gibi ifadeler kullanılmış. Metin yazarları, Pisvejc’e sanatçı dememek için epey direnmişler; buna karşılık saldırgan olduğunu vurgulayan çeşit çeşit kelimeye rastlanıyor: attacker, aggressor, assailant.

Vaclav Pisvejc, bir internet sitesinde yer alan kısa biyografisine göre, 1967 Prag doğumlu. Sanat eğitimi almamış ama 1989-92 yılları arasında “yasadışı olarak” Prag Sanat Akademisi’ne gittiği yazıyor. Memleketinde komünizm yıkıldıktan sonra bir dönem farklı ülkeleri gezip en son Floransa’ya yerleşmiş. Saatchi’nin internet sanat galerisi Saatchi Art’ta portrelerinin gösterildiği bir profil sayfası var. Portreleri dışında, korsan müze ve galeri baskınları, kamusal alanda çıplaklık, vandalizm vs. gibi performanslarıyla Floransa’da küçük çaplı bir şöhret edindiğini öğreniyoruz çeşitli kaynaklardan. Biyografisinde birçok sergiye katıldığı yazsa da bunlara dair herhangi bir bilgiye ulaşılamıyor.[2]

Abramović de olaydan sonra basına yaptığı açıklamada Pisvejc’in bunu şöhret kazanma saikiyle yaptığını ima ediyor:

 

Başkalarına yönelik şiddet sanat değildir. Ben de gençliğimde tanınmamış bir sanatçıydım ama hiç kimseye zarar vermedim. Eserlerimde farklı durumlar sahneliyorum ve hayatımı tehlikeye atıyorum, ama bu benim kararım ve koşulları da kendim belirliyorum.

 

“Şiddet”, sanat söz konusu olduğunda da hararetli tartışmalara sebep olan bir kavram. Kim tarafından, hangi saikle, kime veya neye yöneltildiğine bağlı olarak çok farklı anlamlara bürünebiliyor ve pek çok defa “sanat mı değil mi?” tartışmalarının önünü açıyor. Kimi zaman gündelik hayatta kanıksanmış, hukuken de ahlaken de suç sayılmayan bazı şiddet ve istismar biçimleri, sanat adına yapıldığında infial uyandırabiliyor. Fakat Abramović gibi, sanat hayatının tamamında fiziksel ve zihinsel dayanıklılık üzerine çalışan bir performans sanatçısının şiddetle ilgili bu katı sözleri insanı düşündürüyor. “Başkalarına yönelik şiddet sanat değildir” gibi, gayet basit ve doğruluğu apaçık gibi görünen bir iddianın, özellikle de Abramović tarafından ifade edildiğinde biraz daha irdelenmesi gerekiyor.

Çağdaş sanat tarihi başkalarına yönelik şiddetin ve istismarın sanat olarak kabul edildiği sayısız örnekle dolu elbette. Şiddet ve istismarın nesneleri çoğunlukla hayvanlar âleminden seçilmekle birlikte, insanların da (kâğıt üstünde kendi rızalarıyla) kurban haline getirildiği örnekler yok değil (nitekim Abramović’in kendisi de geçmişte birkaç defa başka sanatçıları istismar ettiği için protesto edildi). Bunların birçoğu, arka planlarında yatan şiddetin görülmesini engelleyen dolayımlarla sunuluyor (örneğin hayvanlara ait kemik, diş gibi parçaların malzeme olarak kullanılması). Ama hayvanların doğrudan ölmesiyle sonuçlanan işler de var, sanat adına yeni hayvan türlerinin yaratıldığı işler de. Şiddete maruz kalacak hayvanların tür seçimlerine genelde dikkat ediliyor: at, eşek, koyun, inek, tavuk gibi hayvanlar çok yaygın biçimde kullanılırken, kedi ve köpekler kullanıldığında tepkiler daha büyük oluyor (Belçikalı sanatçı Jan Fabre’nin bir galeriye kurulan platformda yüksek bir yerden aşağı fırlattığı kediler nedeniyle uğradığı saldırılar gibi; veya iki yaşındaki kedisini öldürüp derisini yüzdükten sonra kürkünden çanta yapan Katinka Simonse gibi). Bazı sanatçılar eserlerinde hayvanların ölüsünü kullanıyor; tepkiler geldiğinde sanatçı açıklama yaparak, hayvanların söz konusu eser için öldürülmüş olmadığını, zaten ölmüş olan hayvanların cesetlerinin kullanıldığını söylüyor. Jordan Baseman’ın Saatchi koleksiyonunda yer alan “Kedi ile Köpek” (1995) adlı eseri bu kategoride; iki hayvanın cesetlerinin nereden alındığı veya neden öldükleri konusunda bilgi yok. İlk bakışta eserde fiilen uygulanan şiddet yok, ama eser bir canlıya ölüsü üzerinden nasıl şiddet uygulanabileceğini gösteren bir kanıt aslında. Çinli sanatçı Xiao Yu da, “Ruan” adlı eserinde bir insan ceninine ait başı kullanarak bu konuda sınırları zorlamıştı; ziyaretçilerin şikâyeti üzerine galeri eseri kaldırmak zorunda kalmıştı. Sanatçı tepkiler üzerine cenini bilimsel teşhirlerin bakımıyla ilgilenen bir görevliden satın aldığını açıklamıştı, oysa eserin bu denli infial uyandırmasının sebebi bir insan yavrusunun cesedine de hayvanlarınkinden farksız muamele edilmiş olmasıydı.

“Hiç kimseye zarar vermediğini” iddia eden Marina Abramović de, 1997’de Venedik Bienali’nde Altın Aslan ödülü aldığı “Balkan Baroğu” adlı performansında 2500 adet kanlı inek kemiği kullanmıştı. Eser Sırp asıllı Abramović’in ülkesindeki savaşa, ikisi de eski Yugoslavya’da asker olan anne ve babasının eziyeti altında geçen çocukluğuna, ve sanatçının ifadesiyle “Balkan zihniyetine” atıfta bulunuyordu. Sanatçı dört gün, günde altı saat boyunca, elindeki bir fırçayla kemiklerin üzerindeki kanları ve etleri temizlemişti. İçerideki çürümüş et ve kan kokusu yüzünden ziyaretçiler salona ağızlarını kapatarak giriyordu. Yeni kesilmiş ineklere ait kemikler civardaki mezbahalardan toplanmış olabilirdi, veya bu eser için satın alınıp kesilmiş ineklere ait olabilirlerdi, bu konuda bilgi verilmiyordu. Her durumda Abramović, o kemikleri insanlara ilişkin bir trajedinin metaforu olarak kullanırken ait oldukları gerçek hayvanları sembolik bir ölüme maruz bırakmıştı. Yaşamak için değil insanlar tarafından tüketilmek için var olan bir hayvan türü söz konusu olduğunda şiddet büsbütün görünmezleşmişti.    


 

Marina Abramović, “Balkan Baroğu”, performans, 1997


 

Marina Abramović, “İtiraf/Günah Çıkarma”, video, 2010


 

Marina Abramović, “Kuzuyu Tutarken”, Back to Simplicity serisinden fotoğraf, 2010.

 

Fakat Abramović’in başkalarına yönelik şiddet denince akla gelen en sarsıcı çalışmalarından biri Ryhthm 0 (1975) adlı performansıydı. Kısaca hatırlatacak olursak, Abramović bu performansında galeride 6 saat boyunca kıpırdamadan duracaktı. Galeride bir masa, masanın üzerinde 72 adet nesne ve ziyaretçilerin bu nesneleri Abramović üzerinde kullanmalarına yönelik bir talimatname bulunuyordu. Başta utangaç davranan ziyaretçiler zaman geçtikçe açılmaya başladılar; kimisi sanatçıya iğne sapladı, kimi makası alıp üzerindekileri kesti, bir tanesi başından aşağı bir bardak su döktü, bir diğeri de Abramović’in boğazında bıçakla kesik açarak akan kanı emdi. Fakat Abramović’i en çok korkutan, masanın üzerindeki küçük tabancayı alıp sanatçının eline yerleştiren kısa boylu adam oldu. Adam tabancanın tetiğine dokunduğunda kalabalık arasından sesler yükseldi ve yaşanan gerginlikten sonra adam galeriden çıkarıldı. Abramović bu performansı anlatırken, İtalyan sanat dünyasının seçkin erkek ve kadınlarından oluşan ziyaretçilerin geçirdiği dehşet verici dönüşümden söz ediyordu: “Sonuçta orada tecavüze uğramadıysam bunun sebebi erkeklerin yanlarında eşlerinin bulunmasıydı.”

 

 

Abramović’in dediği gibi, hayatını ciddi şekilde tehlikeye attığı ve koşullarını da kendisinin belirlediği performanslarından biriydi bu. Kendisi bir başka canlıya herhangi bir zarar vermemiş, başkalarının ona uyguladığı şiddete hiç kıpırdamadan dayanmıştı. Ama performansı tarif ederken şöyle diyordu: “Orada yaşanan şey, en basit ifadesiyle, performanstı. Nitekim performansın özü de, izleyici ile sanatçının eseri birlikte oluşturmasıdır.” Demek ki Abramović’e silah doğrultan, kendi ifadesiyle neredeyse ona tecavüz edecek izleyiciler bir performans icra etmişler, yani sanat yapmışlardı. Demek ki Abramović’in “başkalarına yönelik şiddet sanat değildir” ifadesi doğru değildi. Kendisi hiçbir şey yapmadan durmuş olsa da, performansına katılan sanatçı-izleyiciler için aynı şey söylenemezdi. Nitekim, "kısa boylu" diye andığı adam da dahil izleyicilerin cüretkârca kullandığı şiddet olmasa, Rythm 0 da tarihî bir olay olarak performans sanatında yer etmezdi.   

Bütün bunları düşününce, Abramović’in şiddet-sanat ilişkisi konusundaki net yargısı da, medyanın Vaclav Pisvejc’i “sanatçı” diye nitelendirmekte neden zorlandığı da pek anlaşılmıyor. Zira Pisvejc’in Francis Bacon’a öykünen portrelerinin estetik/teknik niteliği, vandalizm ve teşhircilik diye tarif edilen performanslarının anlamı/anlamsızlığı değil tartışılan; çünkü bunların tartışma konusu olabilmesi için öncelikle şu veya bu nitelikte eserler üreten bir insanı “sanatçı” vasfına erdiren o simyevi sürecin gerçekleşmesi gerekiyor. Artık pek de genç sayılamayacak Vaclav Pisvejc de belli ki o simyayı yakalama peşinde, portresini yaptığı sanatçının yüzünü kelimenin gerçek anlamında çerçeveye sokmak için başına çerçeveyi geçirivermiş. Tabii Halil Altındere (veya bir dönem Altındere’nin taklit ettiği iddia edilen Erwin Wurm) gibi önceden izin alma zahmetine girmemiş. Abramović’in de, fotoğraf veya performanslarında kullandığı hayvanlardan izin almadığı gibi.

Aşağıdaki iki resimden soldaki, önemli başarılara imza atmış ünlü bir sanatçıya ait bir heykel, sağdaki ise sözde-sanatçı olarak tarif edilen saldırgan Vaclav Pisvejc’e ait bir tablo… [EG]

 

  

 

https://news.artnet.com/art-world/marina-abramovic-attack-florence-1354765

http://www.e-skop.com/skopbulten/sanat-ve-emek-marina-abramovicin-somuru-ve-istismarina-karsi-performans-iscisi-bir-sanatcinin-isyani/1179

http://www.e-skop.com/skopbulten/sanat-ve-emek-marina-abramovic-sanat-emekcilerini-somurmeye-devam-ediyor/2075

https://www.nytimes.com/2018/09/24/arts/design/marina-abramovic-attacked-florence.html

http://time.com/5405487/maria-abramovic-attacked-portrait-florence/

https://www.firenzetoday.it/cronaca/aggressione-marina-abramovic-palazzo-strozzi.html

https://www.lastampa.it/2018/09/23/italia/marina-abramovic-aggredita-alla-sua-mostra-a-firenze-un-uomo-le-ha-tirato-una-tela-in-testa-CMNm7GCjanhaB7AaXtn0SK/pagina.html

https://www.saatchiart.com/all?query=Vaclav+Pisvejc

https://vaclavpisvejc.wordpress.com/biografia/

https://firenze.repubblica.it/native/2016/09/26/news/firenze_citta_d_arte_e_il_suo_difficile_rapporto_tra_passato_e_contemporaneita_-148224592/

http://letteraturaartistica.blogspot.com/2017/01/marina-abramovic12.html



[2] Yalnızca, Repubblica gazetesinin 26 Eylül 2016 tarihli bir haberinde Pisvejc’in Galleria Immaginaria adlı bir galeride 20 adet sanatçı portresini sergileyeceği yazıyor. Pisvejc’in sanatına övgüler düzen haber metninde, Marinetti ve radikal avangardlara da atıfta bulunuluyor. Galerinin web stesinde ise sergi veya Pisvejc hakkında bilgiye rastlanmıyor. İşin ilginci, metnin yayınlandığı gazete, Abramović’e saldırı haberinde Pisvejc’i “sözde sanatçı” olarak tarif eden gazeteyle aynı.

Marina Abramoviç, hayvanlar ve sanat, çağdaş sanat, başka hayvanlar