Max Ernst’in Kolaj Romanları

19/2/2018 / skopbülten

Max Ernst’in, Victoria dönemi gravürlerinden yarattığı “Une Semaine de Bonté” (1934), “La Femme 100 Têtes” (1929) ve “Rêve d’une Petite Fille Qui Voulut Entrer au Carmel” (1930) başlıklı kolaj romanları, sanatçının eşi, ressam Dorothea Tanning’in çevirisiyle İngilizce’de yeniden yayınlandı. Bu yayınlar vesilesiyle, sanat tarihçisi ve eleştirmen Robert Hughes’un The Shock of the New (1980) kitabında Ernst’in kolajlarına ve kolaj-romanlarına değindiği pasajları sunuyoruz.

 

Ernst’in 1920’lerin başlarına ait resimlerine mantıklı açıklamalar getirmek imkânsızdır. Bu imgeler paralel bir dünyadan fırlamış gibidir. Ernst, daracık bir alana, örneğin bubi tuzaklı bir oyuncağa, yoğun bir ruhsal şiddeti sıkıştırabilmiş, peş peşe uzanan imgelerde de bu şiddetin yoğunluğunu koruyabilmiştir. “İçimde doğuştan gelen güçlü bir özgürlük arzusu vardı, bu da beraberinde güçlü bir isyan duygusu getirir. Ve öyle bir zamanda doğmuştuk ki, tanık olduğumuz olaylar karşısında nefrete kapılmamak imkânsızdı. Bu koşullarda yarattığınız eserler de haliyle devrimci olacaktır.” Ernst’in içindeki isyan duygularını boşalttığı kanallardan biri, özlemle değil soğuk bir tür marazla işlediği masumiyet kaybı fikridir: Bülbülün Korkuttuğu İki Çocuk başlıklı resim gibi. Resimdeki imgeler yer yer gayet masumdur; bir guguklu saat kadar zararsız bir ev, pastoral bir manzara. Zaten bir bülbül kimi korkutabilir ki? “Tehdit edici” bir bülbül fikrine yer veren bir hikâye nasıl bir dünyada geçiyor olabilir? Başlığı okuyan izleyici için rahatsız edici olan şey –ki Ernst’in uzun ve esrarengiz başlıkları eserlerinin ayrılmaz parçasıdır– sebep ile (bülbülün şarkısı) sonuç (şarkının yol açtığı dehşet) arasındaki mutlak oransızlıktır. Ne çerçeve içindeki küçük dünyada, ne de kolajın işaret ettiği ve bu küçük dünyayı da kapsayan büyük dünyada neler olup bittiğini anlayamazsınız.

 

“Bülbülün Korkuttuğu İki Çocuk”, 1924

 

Ernst’in, paralel dünya yanılsamasını en güçlü şekilde yarattığı eserleri ise, 1930 civarında başladığı kolaj romanlarıdır. Bunlardan ilki, La Femme 100 Têtes adlı dizidir, ondan dört sene sonra da ikincisi yayınlanır: Une Semaine de Bonté. Ernst bu eserlerinde Viktorya dönemine ait oymabaskıları kullanmış, kestiği parçaları delice bir titizlikle biraraya getirmiştir. Aradan geçen onca seneden sonra bu kolajlar bizde biraz daha farklı bir etki uyandırıyor. Uğursuz, rahatsız edici ve olağanüstü çağrışımlarla yüklü olma özelliklerinden hâlâ bir şey kaybetmiş değiller; Ernst’in dünyasının tuhaflığı hiçbir zaman klişeye kaçmıyor. Üstelik bu tuhaflığı ikiye katlayan bir unsur daha var: oymabaskı kesitlerinin kendisinden kaynaklanan o ince ince çizilmişlik özelliği, Ernst’in kolajlarına 1880’lerde yaşamış bir dergi illüstratörü tarafından çizilmiş havası veriyor. Ama kolajların artık bize iletemediği bir şey var: yakın ve habis bir geçmiş hissi. Ernst’in kolaj romanları, tıpkı pornografi gibi, çocukluk dönemindeki bastırmanın intikamını alma yoluydu. Hammaddeleri, geç Victoria dönemi dünyasının ağır mobilyalarla kaplı burjuva iç mekânları, korseli kadınları, aynı kalıptan çıkmış takım elbiseli otoriter erkekleriydi. Bunlar şimdi bize başka bir uygarlığa aitmiş gibi görünüyor, ama Max Ernst’in çocukluğu o dünyada geçmişti ve onu altüst etmek sanatçı için adeta bir terörizm eylemiydi: akıldışı olanın, düzenli yapılara saldırısı.

 

“La Femme 100 Têtes” kitabından, 1929

 

“La Femme 100 Têtes” kitabından, 1929

 

“Rêve d’une Petite Fille Qui Voulut Entrer au Carmel” kitabından, 1930

 

“Rêve d’une Petite Fille Qui Voulut Entrer au Carmel” kitabından, 1930

 

“Une Semaine de Bonté” kitabından, 1934

 


“Une Semaine de Bonté” kitabından, 1934. Büyütmek için resme tıklayınız 

 

Robert Hughes, “The Treshold of Liberty”, The Shock of the New içinde, V. Bölüm. Çeviri: Derya Yılmaz.

Sürrealizm