/ Pasajlar / Fütürizm, Dadaizm ve Sürrealizm Üzerine

Hayalci Bauhaus ve Letrist Enternasyonal, 1957 yılında İtalya’nın Cosio d’Arroscia kasabasında biraraya gelerek Sitüasyonist Enternasyonal’i (SE) kurarlar. Enternasyonal’e Londra Psikocoğrafya Birliği de katılır. Hareketin iki lideri, CoBrA’dan gelen Asger Jorn ve Guy Debord’dur. Ancak Jorn 1961 yılında ayrılır ve İsveç’te önce Sitüasyonist Bauhaus’u, arkasından da İskandinav Kıyaslamalı Vandalizm Enstitüsü’nü kurar.

Debord, hareketin manifestosu sayılan “Sitüasyonların İnşası ve Uluslararası Sitüasyonist Akımın Etkinlik ve Örgütlenme Koşulları Üzerine Rapor”unu, SE’nin kuruluş toplantısında okur: Amaç “dünyayı değiştirmektir”, bunun için devrimci atmosferler, “sitüasyonlar inşa” etmektir. Görev, bir avangard enternasyonalini “ne yükseltecekse onu araştırmaktır”. Debord sitüasyonizmin gereğini, amacını incelemekle birlikte, fütürizme kadar uzanan soykütüğü üzerinde de durur. “Rapor”, Debord’un teorik analizle eyleme çağrıyı birleştiren kışkırtıcı, hatta yer yer saldırgan manifesto üslubunun ve genel olarak sitüasyonist retoriğin ilk örneği sayılır. Bu üslup, 1967’de yayınlanan Debord şaheseri Gösteri Toplumu’yla zirvesine çıkacaktır.

Aşağıda, “Sitüasyonların İnşası ve Uluslararası Sitüasyonist Akımın Etkinlik ve Örgütlenme Koşulları Üzerine Rapor” başlıklı metnin, tarihsel avangardlarla ilgili olan pasajlarını sunuyoruz. Kaynak: Sanat Manifestoları: Avangard Sanat ve Direniş, (der). Ali Artun (İstanbul: İletişim Yayınları sanathayat dizisi, 1. baskı 2010) s. 281-285.

 

Münih’te toplanan Sitüasyonist Enternasyonal konferansından, Nisan 1959. Soldan sağa: Giors Melanotte, Giuseppe Pinot-Gallizio, Hans-Peter Zimmer, Maurice Wyckaert, Asger Jorn, Gretel Stadler, Helmut Sturm, Heimrad Prem, Armando, Constant, Guy Debord, Har Oudejans.

Tasfiye evresinde burjuvazinin çelişkilerinden biri, sanatsal ve entelektüel yaratıma ilke olarak saygı duyarken, bu tür eserlere ilk aşamada karşı çıkıp daha sonra onları kullanmasıdır. Araştırma ve eleştiri düşüncesini bir azınlık içinde muhafaza etmesi gerekir, ama ancak bu faaliyetin katı biçimde ayrılmış faydacı disiplinlere yönelmesi, kapsamlı eleştiri ve araştırmadan uzak olması koşuluyla. Kültür ortamında burjuva, kendisi için tehlikeli hale gelen yeniye yönelik beğeninin yönünü değiştirip, değerini yitirmiş, zararsız ve belirsiz yenilik biçimlerine kaydırmak için çaba harcar. Kültürel etkinliği yöneten ticari mekanizmalarla, avangard eğilimler, onları destekleyebilecek toplum kesimlerinden koparılır; bu kesimler toplumsal koşulların bütünü tarafından zaten sınırlanmıştır. Bu tür eğilimler içindeki insanlar arasında öne çıkanlar, genelde sıradışı bireyler olarak yadsınmak pahasına kabul görürler: Tartışmaların ana noktası, her zaman kapsamlı taleplerden vazgeçmek ve farklı okumalara açık parçalı bir çalışmayı kabul etmektir. Son tahlilde burjuvazi tarafından ele geçirilen “avangard” terimini bir bakıma kuşkulu ve gülünç kılan da budur.

İçerdiği militan anlamı da göz önüne alırsak, kolektif avangard kavramı ise, hem devrimci bir kültürel programa olan ihtiyacı, hem de bu programın gelişimini engelleyen güçlere karşı mücadele etme ihtiyacını ortaya çıkaran tarihsel koşulların son zamanlardaki ürünüdür. Bu tür gruplar, devrimci politikanın geliştirdiği bazı örgütlenme yöntemlerini etkinlik alanlarına katmaya yönelirler, nitekim gelecekte onların faaliyetleri politik eleştiriyle bağ kurulmaksızın düşünülemeyecektir. Bu açıdan, fütürizm, dadaizm ve sürrealizmden, 1945 sonrasında biçimlenen sanatsal hareketlere doğru gözle görülür bir ilerleme vardır. Ama gene de bu aşamaların her birinde evrensel değişim yönündeki aynı iradeye rastlanır; ve gerçek dünyayı değiştirme noktasındaki acizlik, ne kadar yetersiz oldukları yeni ortaya çıkmış doktrinlere doğru savunmacı bir geri çekilmeye yol açtığı zaman, her birinde aynı dağılma gözlenir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki dönemde, etkileri İtalya’dan başlayarak öteki ülkelere yayılan fütürizm, sanat dallarında ve edebiyatta yıkıcı bir tavır benimsemiştir. Bu tavır, çok sayıda biçimsel yenilik getirmiş olmasına rağmen, makineleşme fikrinin aşırı derecede basitleştirilmiş yöntemlerle kullanılmasına dayanmıştır. Fütüristlerin bu çocuksu teknolojik iyimserliği, onu idame ettiren burjuva eforisi dönemiyle birlikte son bulur. İtalyan fütürizmi, milliyetçilikten faşizme kadar düşmüş, zamanına ilişkin daha eksiksiz bir kuramsal vizyon geliştirememiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın mültecileri ve kaçakları tarafından Zürih ve New York’ta kurulan dadaizm akımı, büyük bir gümbürtüyle iflas eden burjuva toplum değerlerinin tümünü reddetmek istemişti. Savaş sonrasında Almanya ve Fransa’da ortaya konan keskin Dada örnekleri, her şeyden önce sanatın ve edebiyatın ortadan kaldırılmasına, bir ölçüde de bazı davranış biçimlerine (kasıtlı biçimde budalaca olan gezintiler, gösteriler, söylevler) odaklanıyordu. Tarihsel işlevi, geleneksel kültür anlayışına öldürücü bir darbe indirmek olacaktı. Dada akımının neredeyse apansız dağılması ise, bütünüyle olumsuz tanımının zorunlu bir sonucuydu. Ancak şurası kesindir ki, dadaist ruh kendisinden sonra gelen bütün akımlarda bir parçasını korumuştur; ve tarihsel olarak dadaizmle özdeşleştirilen olumsuzlamanın bir veçhesi, daha sonraki bütün kurucu tavırlarda var olmak zorundadır – o tavırlar, entelektüel hükümleri çoktan verilmiş olan çürümüş üstyapıların tekrarını dayatan toplumsal koşullar tarafından elenmeye direndiği sürece.

Fransa’da Dada hareketine katılmış olan sürrealistler, kurucu bir eylemin zeminini yaratmak için ellerinden geleni yaptılar ve işe Dada’nın vurguladığı iki boyuttan, ahlaki isyandan ve geleneksel iletişim araçlarının aşındırılmasından başladılar. Freudcu psikolojinin şiirsel uygulanımından doğan sürrealizm, keşfettiği yöntemleri resme, sinemaya ve gündelik hayatın bazı alanlarına yaydı. Sonra, dağınık bir biçimde, daha da ötelere taşıdı. Aslında, bu türden bir girişim için mesele, mutlak biçimde ya da nispeten haklı olmak değil, bir çağın arzularını belli bir süreliğine kışkırtmaktı. Sürrealizmin gelişme dönemi, ki idealizmin tasfiye edildiği ve geçici olarak diyalektik maddeciliğe meyledildiği dönemdir, 1930’dan kısa bir süre sonra duraklama evresine girdi; ama hareketin çöküşü ancak İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda su yüzüne çıktı. O tarihten sonra sürrealizm birçok ülkeye yayıldı. Hatta, ticari kaygılar yüzünden ılımlılaştığı için ağırlığı abartılmaması gereken, ama yine de burjuvazinin karıştırıcı mekanizmalarına karşı etkili bir mücadele aracı olabilen bir disiplini başlattı.

Sürrealizmin kökenindeki yanlışlık, bilinçdışı imgelemin sonsuz bir zenginliği içerdiği fikridir. Sürrealizmin ideolojik başarısızlığının nedeni, bilinçdışının, nicedir aranan başat yaşam gücü olduğuna inanmasıdır. Bunun sonucunda düşünce tarihini gözden geçirmesi ve o noktada durmasıdır. Artık biliyoruz ki bilinçdışı imgelem zayıftır, otomatik yazı tekdüzedir ve değişimden yoksun sürrealist tarzın caka satarak arz-ı endam ettiği tüm o “sıradışılık” janrı şaşırtıcılıktan uzaktır. Bu imgelem tarzına biçimsel bağlılık, hayal gücünün modern koşullarının tam karşıtı bir noktaya ulaşmakla sonuçlanır: geleneksel okültizme. Aslında bilinçdışının işlevinin keşfi, beklenmeyen bir etki yaratmıştı, bir yenilikti. Ama geleceğin beklenmeyen etkileri ve yenilikleri için bir yasa değildi. Freud da, şu satırları yazdığında, sonunda bunu anlamıştı: “Bilince ait olan her şey yıpranır. Bilinçdışına ait olan, bozulmamış olmayı sürdürür. Ama bir kez serbest bırakıldığında o da yıkılıp harap olmayacak mıdır?”

Burjuvazi her şeyden önce devrimci düşüncenin yeni bir çıkışını önlemek zorundadır. Burjuvazi sürrealizmin tehditkâr doğasını fark etmiştir. Artık sürrealizmi standart bir estetik ticaret nesnesine dönüştürebildiği içindir ki, onun en yüksek düzensizlik derecesine ulaştığını teyit etmekten hoşlanır. Böylece sürrealizme yönelik bir nostaljiyi besler, aynı anda da her türlü yeni keşif biçimini sürrealist deja vu’ya, yani kimsenin sorgulayamayacağı bir başarısızlığa indirgeyerek değersizleştirir. Hıristiyan ahlakının geçerli olduğu toplumdaki yabancılaşmanın reddi, bazı insanları, ilkel toplumlardaki bütünüyle akıldışı yabancılaşmaya saygı duymaya yöneltmiştir, hepsi bu. Daha ileri gitmek, dünyayı daha da aklileştirmek gerekir, onu heyecanlı kılmanın ilk koşulu budur.

Fütürizm, Sürrealizm, avangard, sitüasyonizm, sanat-politika, pasajlar