/ Pasajlar / Manet ve Estetik Eleştirinin İcadı

Manet, “Olympia”, 1863

 

Size, başarılı bir sembolik devrim olarak tanımlanabilecek bir şeyden, Édouard Manet’nin (1832-83) başlattığı devrimden söz edeceğim. Hem bütün ayrıntılarıyla devrimin kendisini, hem de onu tetikleyen eserleri anlamamıza yardımcı olmak istiyorum. Daha genel olaraksa, bizzat sembolik devrim mefhumunun kendisini anlaşılır kılmaya çalışacağım. 

Tıpkı büyük dinî devrimler gibi sembolik bir devrim de bilişsel ve bazen toplumsal yapıları alaşağı eder. Başarıya ulaştığında yeni bilişsel yapılar tesis eder; bu yapılar genel kabul gördükçe, daha geniş kesimler tarafından anlaşıldıkça ve belirli bir toplumsal evrendeki bütün algılayan özneler tarafından özümsendikçe görünmez hale gelirler. Dünya temsillerini ve dünyanın kendisini anlamak için genellikle başvurduğumuz algı ve yargı kategorilerimiz, bu başarılı sembolik devrimin ürünüdür. Dolayısıyla, bu devrimin yarattığı dünya temsili bize bariz bir şey gibi görünür; hatta, o kadar bariz görünür ki, Manet’nin eserlerinin o dönem sebep olduğu skandalın kendisi bize şaşkınlık verici bir şey, hatta bir skandal gibi gelir. Bir başka deyişle, bir anlamda olayları tersten deneyimleriz.   

Olayları tersten deneyimlemekten kaynaklanan bu tepetaklak bakış açısı, bizzat bizim gözümüzün de bir ürünü olduğu yeni dünyayı yaratmak için gerekli olan toplu inanç değişimini [collective conversion] görmemizi ve anlamamızı imkânsız kılıyor (dinî anlamları olan “conversion” terimini kasten kullanıyorum). Tabii, “gözümüz” derken, toplumsal olarak inşa edilmiş bir organdan bahsediyorum; bedenleşmiş algı kategorileri sistemi anlamında bir “dönem gözü”nün toplumsal olarak nasıl doğduğunu analiz etmeye çalışan Baxandall’ın 15. Yüzyılda Sanat ve Deneyim adlı harika kitabında kullandığı anlamda. Burada tahlil etmeye çalışacağım bu inanç değiştirme sürecini, ancak, kendi algımızı algılama biçimimizi değiştirmeye hazır olduğumuzda anlayabiliriz. Tam olarak söylemek gerekirse, bu süreci anlamak için, dünyayı görme biçimimizi yaratan devrimin aşinalığını kırmaya çalışmamız gerekiyor; bu devrimin, bizzat başarısıyla bizi alıştırdığı şeyin, yani, başta dünyaya attığımız bakışa dayanak oluşturanlar olmak üzere tesis ettiği nesnel ve bedenleşmiş yapıların aşinalığını kırmamız gerek.

Manet’nin devrimi “empresyonist bir devrim” olarak tanımlanır ama kanımca hatalıdır bu tanım. Bence Manet’nin empresyonistlerle hemen hemen hiçbir ortak noktası yoktur ve onlarla arasındaki mesafeyi ısrarla korumak istediği halde –ki bunu, sırf onlardan farkının altını çizmek için değil, bambaşka bir şey yapmak istediğinden yapmıştır– Manet’yi empresyonistlerle aynı kefeye koymak, filozofların deyişiyle, bir kategori hatasıdır. Manet’nin başlattığı devrim, ki modern sanat devrimidir, tarihsel bir zorluk teşkil etmeye devam ediyor ve günümüzde hâlâ tartışmalara vesile oluyor.  

 

Eleştiri Alanı

Mütevazı bir önermede bulunacağım; bundan böyle ileri süreceğim her şeye dayanak oluşturan tez bu olacak: Sanat eleştirisi, ancak üretim ve alımlama alanlarına ilişkin “tarihsel-sosyolojik” bir analizin gücünü yanına alırsa radikal ve başarılı olabilir. Hem eleştiriye hem de sosyolojiye, sorumluluklarını kabul etme çağrısında bulunuyorum. Tek dediğim bu.

Manet gibi bir vakayı ve dönemin sanatını çalışmanın bir başka önkoşulu da, tarihsel araştırmanın, eleştiriye bahşetmeye meyilli olduğu özel statüyle ilgilidir. 19. yüzyıl sanatı hakkında sahip olduğumuz bilginin büyük kısmını eleştirmenlerden ediniyoruz. Buna karşın, sanat eleştirmenlerinin, bizzat sanat eleştirisine yönelik bir eleştiri geliştirmemesi karşısında şaşkınlığını ifade eden yalnızca tek bir sanat tarihçisiyle karşılaştım. Bir başka deyişle, sanat tarihçileri, bizzat sanat tarihinin tarihini yazmıyor, halbuki böyle bir girişim, sanat tarihinin ürünlerini kullanmanın ön adımını teşkil edecektir. Burada yine, her tür araştırmanın ilk şartı olarak öne sürdüğüm düşünümsellikten bahsettiğim söylenebilir. Gerçekten de, çalışmamın amaçlarından biri, Manet’nin söylemini, Manet hakkındaki söylemleri ve Manet ile çağdaşlarının eserlerini anlamanın temel koşulunun, eleştiriyle kurulan bu düşünümsel ilişki olduğunu göstermek.

Mesela, Thoré, Duret ya da Castagnary gibi eleştirmenlere ait bir metni elimize aldığımızda, önce metin gerçekten yazara mı ait, ne zaman ve nasıl yazılmış, nerede yayınlanmış gibi sorulara cevap ararız ama bu sorularla yetinmemek gerekir: Metindeki söylemi dönemin söylem alanı içerisinde nereye yerleştireceğimizi; metnin üreticisini, bu tür söylemleri üretenlerin oluşturduğu alanda nasıl konumlandıracağımızı bilmek de bizim için önemli.

Dolayısıyla, ancak ve ancak, bir eleştiri alanının nasıl doğduğunu ve nasıl dönüştüğünü anlarsak, akademik eleştiriden estetik eleştiriye ve bugün bildiğimiz eleştirmen figürünün icadına nasıl geçildiğini anlayabiliriz; Manet’nin devriminin tetiklediği dönüşümlerden biridir bu icat, ve bizzat kendisi de bu devrimin ürünüdür.

 

Pierre Bourdieu, Manet: A Symbolic RevolutionLectures at the Collège de France (1998–2000) followed by an unfinished manuscript by Pierre and Marie-Claire Bourdieu, çev. Peter Collier ve Margaret Rigaud-Drayton (Polity Press, 2017), 6 Ocak 1999 tarihli dersten seçilmiş pasajlar. Aynı dersten seçilmiş başka bölümler önümüzdeki günlerde yayınlanacak. 13 Ocak 1999 tarihli derse ait bir pasaj için bkz. Biriciklik Miti
 

Manet, Bourdieu, Modernizm, pasajlar