Pop Art’ın Politik Yüzü

1967 senesi, Pop Art’ın uluslararası macerasında hem bir dönüm noktası hem de bir zirvedir. SSCB’de ve onun yörüngesindeki devletlerde, 1917 Rus Devrimi’nin 50. yıldönümü, Kapital’in yüzüncü yıl kutlamalarına denk gelmiştir. Çin’in Kültür Devrimi ivme kazanmıştır. Aynı yıl, İzlandalı ressam Erró, Amerikan İç Mekânı No 1’i yapar: Resimde, bir Maocu afişten alınmış Kızıl Ordu birlikleri, Amerikalıların hayalindeki evi işgal etmektedir. Pop Art, kapitalist Amerika’nın zaferinin ifadesi değildir yalnızca.

Erró, Milano’da gerçekleşen Forty-Seven Years başlıklı sergisinde Soğuk Savaş’ın iki tarafını kafa kafaya getirir. Karmaşık kolajlardan meydana gelen resimlerden birinde, üç Sovyet kozmonotunu resmeden bir posta pulu, James Rosenquist’in Dünya Fuarı için yaptığı müralle diyaloğa girer. Resimlerin her biri üçer parçadan oluşur: Sovyet ve Amerikalı ressamların eserlerinin arasına tarih-öncesi insana ait hayalî sahneler iliştirilmiştir. Roy Lichtenstein’ın Picasso’dan kopyaladığı Oturan Kadın yorumu, Vladimir Mayakovski’nin Rusya Telgraf Teşkilatı için ürettiği alkol karşıtı posterlerle yan yana getirilmiştir. Bunlar 1967 senesi için oldukça tehlikeli yakınlıklardır ­– Adolf Eichmann davası daha yeni sonuçlanmıştır; gündemde Altı Gün Savaşı ve her zamanki gibi ABD’nın Vietnam işgali vardır. Ama 1967 aynı zamanda lirik bir yıldır: Beatles’ın müziğiyle ve Mark Boyle’un psikedelik ışık gösterisi UFO 1967: Soft Machine’le anılan bir “aşk yazı”.       

 

Erró, “Amerikan İç Mekânı No. 1”


   

Doris Lee, "Öğlen", 1935                                                                Kazimir Maleviç, "Hasat", 1911


Erró, Forty Seven Years serisinden

 

Soğuk Savaş bölünmelerini tüm açıklığıyla ortaya seren iki sergi düzenlenir. Bunlardan biri Montreal’de düzenlenen ve 50 milyondan fazla kişi tarafından ziyaret edilen Expo 67’dir. Buckminster Fuller’in ışıl ışıl parlayan jeodezik kubbesinden (Amerika pavyonu) aşağıya Apollo ve Gemini uzay gemilerinin kapsülleri sarkıtılmıştır; bunlara, Kennedy Uzay Merkezi’nden gerçekleştirilen uzay mekiği fırlatışlarının görsel kayıtları eşlik eder. Sergide Pop Art, başkalarının yanı sıra Rosenquist, Jasper Johns, Tom Wesselmann, Claes Oldenburg ve Robert Rauschenberg’in sipariş üzerine yaptığı büyük boyutlu resimlerle temsil edilir.

Öte yandan, ideolojik kutbun “öteki tarafında” yer alan ve “pop’un genişletilmiş” alanında faaliyet gösteren sanatçı ve yazarlar Fidel Castro’nun Küba’sında açılan Salón de Mayo sergisine katılırlar. Küba, Paris’ten ve 1945’te burada kurulan Salon de Mai’den ilham  almıştır. Gönüllü sanatçılar ve bizzat Salon sergisi Havana’ya getirilir. Oldukça kısıtlı bir bütçeyle gerçekleşen serginin başrolünde, altı panele yayılan, sarmal şeklinde düzenlenmiş Mural Cuba Coleciva (Kolektif Küba Mürali) vardır. 17 Temmuz 1967’de, dünyanın dört bir köşesinden gelen 100 sanatçı, canlı müzik ve dans eşliğinde, kameralar karşısında bütün bir gece boyunca mürali boyarlar. Televizyonlardan yayınlanan bu uluslararası etkinlik, Castro’nun Havana’yı Moskova ekseninde tutmaya kararlı olduğunu gösterir. Sergi, Amerika’nın oldukça geniş kapsamlı kültürel değişim programlarına cevap niteliğindedir. Serginin ardından Museo Nacional de Bellas Artes’e hediye edilen eserler, Müze’nin (Amerika karşıtı) koleksiyonunu oluşturur.

 

 

Kübalı sanatçı Wifredo Lam’ın girişimiyle Havana’ya taşınan Salon de Mai kapsamında gerçekleştirilen Mural Cuba Colectiva

 

Peki ya Paris? New York’un 1939’dan sonra “modern sanat fikrini” Paris’ten “çaldığı” söylenemez:[1] Latin Amerika, faşist İspanya, komünist Polonya, Çekoslovakya ve İsrail’deki sanatçılar kapitalist Amerika’dan zerre kadar hoşlanmazlar. Tek bir amaçları vardır; o da, Paris’e kapağı atmak. Soğuk Savaş’ın kuvvet hatları, “üçüncü yol”un kalbi Paris’te buluşur. Fransa’nın siyasal nüfuz açığını (ve uzay programı eksikliğini), düşünsel ve ruhani prestijinin yanı sıra devrimci geleneğiyle kapadığı düşünülür. André Malraux’nun başında olduğu kültür bakanlığı, kültür projelerine çok geniş bir bütçe ayırmıştır.

Savaş-sonrası ekonomik toparlanmasını tamamıyla Marshall yardımına borçlu olan bir ülkede Amerika’ya karşı bu denli düşmanca hisler beslenmesinin tutarsızlığı sağ cenahtakilerin ve sanayi devlerinin dikkatinden kaçmaz. Soldaki en etkili kültürel kuvvet olan Komünist Parti ise, 1940’tan itibaren sanatın, edebiyatın, tiyatronun ve müziğin önde gelen yıldızlarını kendi saflarına çekmeyi başarmıştır. 

Amerikan pop sanatının Paris’e girişi yavaş olur. Rauschenberg’in Bed adlı eseri 1959’daki Uluslararası Sürrealizm Sergisi’nde (E.R.O.S) gösterilir; 1961’de sanatçının Paris’teki ikinci kişisel sergisi açılır. 1962’de, Lary Rivers, Jean Tinguely’yle beraber The Turning Friendship between America and France başlıklı bir heykel yapar. Şair ve sanat eleştirmeni John Ashbery’nin kayda düştüğü gibi, Jasper Johns, Rauschenberg, Niki de Saint Phalle, Elaine de Kooning ve Paris’te yerleşik bazı başka sanatçıları birbirlerinden ayrı düşünmek mümkün değildir.  

Paris’te ikamet eden sanat simsarı Ilena Sonnabend, New Yorklu ortağı ve eşi Leo Castelli’yle beraber, pop şaheserlerinin gösterildiği bir dizi sergi düzenler. 1962’nin sonlarına doğru Johns’un Flag and Flag on Orange Field adlı eseri seyirciyle buluşur. Bunu, Rauschenberg; Jim Dine; Tom Wesselmann; Oldenburg; Warhol ve Lichtenstein’ın eserleri izler. Sonnabend, aralarında Pink Race Riot, Green Car Crash ve Blue Electric Chair’in de bulunduğu Warhol serigrafileri sergiler. Aynı yıl, Rosenquist sergisi açılır. Ve nihayetinde, Rauschenberg’in 1964 yılında Venedik Bienali’nde Büyük Ödül’ü kazanmasıyla beraber, Amerika liderlik rolünü Fransa’dan kapar. Bu olay, uluslararası çapta bir skandala sebep olur. Amerika’dan Paris’e taşınmış bir dizi eser, Sonnabend ve Castelli’nin San Gregorio’da bulunan eski ABD konsolosluğunda düzenledikleri pop sergisinde tüm dünyanın seyrine sunulur. 

Bernard Rancillac ve Hervé Télémaque, Venedik Bienali’nin acısını çıkarmak istercesine, Temmuz 1964’te Musée de Ville’de Mythologies Quotidiennes başlıklı bir sergi düzenlerler. Rancillac, 1965’teki Walt Disney sergisinin açılışına şerif kostümüyle katılır. Paris’e opak projeksiyonun gelmesiyle ve serigrafi izlenimi yaratan sert akriliğe geçilmesiyle beraber Rancillac’ın eserlerinde toplum eleştirisi ön plana çıkmaya başlar. Şubat 1967’de Galerie Mommaton’da düzenlenen 66 Years sergisinde, sanatçının, Vietnam Savaşı’nı; İsrail ile Arap devletleri arasındaki savaşı; Çin’deki Kızıl Muhafızları; Güney Afrika’daki apartheid rejimini ve Batı’da yasallık kazanan doğum kontrol hapları ile kürtajı konu edinen resimleri sergilenir.

 

Anlatısal figürasyon (Figuration Narrative) akımının kurulmasına vesile olan Mythologies Quotidiennes sergisinin küratörlerinden sanat eleştirmeni Gérald Gassiot-Talabot, çevresinde sergide yer alan sanatçılar: Samuel Buri, Jean Tinguely, Jacques Monory, Hervé Télémaque, Marie-Claude Dane, Peter Foldes, Bernard Rancillac, Daniel Humair, Antonio Berni, Atila, Cheval-Bertrand, Edmund Alleyn. Oturanlar, soldan sağa: Peter Klasen, Klaus Geissler, Niki de Saint Phalle, Jan Voss.

 


Bernard Rancillac, “Hey Gidi Kutsal İnek”

 

Rancillac, Hey Gidi Kutsal İnek’te, çölün üzerine güneş yerine krem peynir markası La vache qui rit’nin logosunu yerleştirir; başı örtülü bir kadın, yanında oğlu, katırı ve su testisiyle zorlukla yürümektedir (imaj bir turist broşüründen alınmıştır): Hinduların kutsal inek kültü, açlıkla biraradadır. Kelle Avcıları Partisi, çok sert bir yergidir. Tuvalin kenarlarına üç adet kapak yerleştirilmiştir ve açıldıklarında üç siyahi adamın yüzü görülür: Altta, Belçikalıların desteğiyle CIA tarafından öldürüldüğüne inanılan Kongo bağımsızlık mücadelesi lideri Patrice Lumumba yer alır. Karşısında, Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi üyesi olarak o dönemde çok saygı duyulan, Yeryüzünün Lanetlileri kitabının yazarı Frantz Fanon vardır. Gizli triptiği sol taraftaki Malcolm X tamamlar: siyah özgürlük hareketi lideri ve Afro-Amerikan Birliği Örgütü’nün kurucusu Malcolm X, İslam’la olan ihtilaflı ilişkisi sonucunda 1965’te öldürülmüştür. Smokinleri içindeki Parisli sanat koleksiyoncularının katıldığı akşam yemeği sırasında, konuklar yüzlerinde Afrika masklarıyla poz vermişlerdir: Ev sahibi Tony Saulnier’nin (profesyonel fotoğrafçı, Afrika sanatı koleksiyoneri ve amatör etnolog) çiğ bir esprisidir bu. Fotoğraf, Paris Match dergisinde, Dakar’da düzenlenen Dünya Siyah Sanatları Festivali’ni konu alan bir yazının içinde yayınlanmıştır.

 

Tony Saulnier, “Kelle Avcıları Partisi”, 1966

 

Bernard Rancillac, “Kelle Avcıları Partisi”

 

Pierre Bourdieu’nün, Rancillac’ın sergisi için yazdığı metin “çizgiroman, afiş veya fotoğraf gibi mecraların gündelik dilini kullanan” bu sanatı irdeler. Çizgiroman, veya BD (bande dessinée), avangarda bir détournement unsuru olarak girmiştir: 1950’lerin sonundan itibaren letristlerin ve sitüasyonistlerin başvurdukları bir “gasp” yöntemidir bu. 1967’de açılan Bande dessinée et Figuration Narrative sergisi, avangardın bu yöntemle ortaya koyduğu en iyi eserleri biraraya getirir. Çizgiromanın uzun tarihi, zamanın pop sanatçılarının eserleriyle birlikte sergilenir. Paris menşeli “anlatısal figürasyon” akımı (Figuration Narrative), Pop Art’la birlikte doğmuş olmasına rağmen, realizm ve politik sosyalist realizm konusunda uzun yıllardır devam eden tartışmaların içinden gelişmiştir. Akımın eleştirel damarı, Fransız nouveau roman, foto-roman ve Yeni Dalga akımlarındaki ironik özdüşünüm ve yabancılaştırma teknikleriyle diyalog halindedir.

1968’e gelindiğinde toplumsal çalkantılar tüm dünyaya yayılmıştır. Vietnam’da My Lai katliamını Tet Saldırısı izler. Polonya’da Sovyet tahakkümüne karşı Mart ayında başlayan eylemlerde öğrenci boykotları yapılır, resmî düzeyde ise anti-Siyonist bir kampanya başlatılır ve Yahudi yurttaşlar kitleler halinde göç etmeye başlarlar; Prag Baharı ve Çekoslovakya’nın Varşova Paktı birlikleri tarafından işgal edilmesi Batı’daki Marksist sol açısından büyük bir travma olurken, Küba hayallerine de büyük darbe indirir (Fidel Castro ister istemez Sovyetleri desteklemek zorunda kalmıştır). Küba afişlerindeki güçlü grafik etki şimdi Paris’e göçmüştür: İmaj ve stil hareketliliği bir sonraki onyıla kadar büyük hızla devam edecektir.

Gérard Fromanger –nam-ı diğer “Kızıl” Fromanger– Paris’te öğrenci işgallerinin merkezinde yer alır, işgal edilen Güzel Sanatlar Okulu’nda afişler yapar. ABD’den ithal edilmiş yeni serigrafi tekniğiyle, 800 tasarım temel alınarak toplam 800 bin afiş üretilir. Fromanger’nin üç renkli “kanayan” bayrağı –mavi ve beyaz renklerin üzerine akan kızıl renk (sonunda “karşı-devrimci” olduğuna karar verilmiştir)– Jean-Luc Godard’la tanışmasına vesile olur; iki sanatçı birlikte çalışmaya başlar ve “yaralı” bayrağın video versiyonunu yaparlar: Film-tract No 1968. Mayıs 1968’de Élie Kagan’ın Paris sokaklarında çektiği fotoğrafları kullanan Fromanger, yüzleri görünmeyen kırmızı silüetlerden oluşan Kızıl Albüm’ü yaratır. Paris’teki Baskı Bienali’nde sergilenen Kızıl Albüm, 1970’te Tokyo’da düzenlenen yedinci Uluslararası Baskı Bienali’nde Warhol ve Rauschenberg’i geride bırakarak birincilik ödülünü alır.

 

Raúl Martínez, “Dinle Amerika”, 1967

 

Gérard Fromanger, “Bayrak”

 

Gerard Fromanger, “Kızıl Albüm”, 1968-70

 

Gérard Fromanger ve Jean-Luc Godard, “Film-tract No 1968”, videodan kare

 

Pop’un en politik tezahürü, Karlsruhe’den başlayan Kunst und Politik başlıklı gezici sergidir. Herbert Marcuse sergi için yazdığı metinde tekboyutlu bir toplumda sanatın konumunu analiz eder. Serginin “Tendenzen, Was Tun?” (Lenin’in Ne Yapmalı? kitabına atıf) başlıklı özel bölümünde, Marx ile Coca-Cola’nın melez çocuklarına (tabir Godard’a aittir) selam durulur: Colin Self’in yanmış Nükleer Kurbanı (Sahil Kızı), Fromanger’nin Kızıl Albüm, Erró’nun Amerikan İç Mekânları, Rancillac’ın Nihayet, Beli İncelmiş Bir Silüet ve Hey Gidi Kutsal İnek adlı eserleri, ’68 afişleriyle birlikte sergilenir; ayrıca [Fransa’da Salon de la Jeune peinture/Genç Ressamlar Salonu grubu tarafından düzenlenen] “Vietnam İçin Kızıl Oda” ve “Polis ve Kültür” temalı sergilerden eserler vardır. Bunlar dışında, Almanya’nın bölünmesini konu alan eserlerle, Eduardo Arroyo’nun “Miró esinli” faşist İspanya parodileri yer alır. Eski ustaların izlerine her yerde rastlanmaktadır: Equipo Crónica grubunun Diego Velázquez’den ve Picasso’nun Guernica’sından alıntılar yaptığı meşhur resimleri gibi; Sanat İşçileri Koalisyonu’nun, My Lai katliamını gerçekleştirenler arasında bulunan bir Amerikan askeriyle yapılan bir söyleşiye dayanarak hazırladıkları Vietnam Savaşı karşıtı "Q. And babies? ... A. And babies" başlığını taşıyan afiş, kataloğun kapağında kullanılmıştır. Sergi (tek kadın sanatçısı Olimpia Hruska’dır), yıl sonunda Frankfurt’ta, ardından Wuppertal ve Basel’de açılır.

 

Rancillac, "Nihayet, Beli İncelmiş Bir Silüet".

 

Sanat İşçileri Koalisyonu, “Soru: Bebekler de mi? Cevap: Evet, bebekler de...", 1970. Fotoğraf: Ron L. Haeberle.

 

Evelyne Axell, "Güzel Mayıs Ayı", 1970

 

Kadın hareketi Mayıs 1968’den sonra ivme kazanır. Evelyne Axell’in Güzel Mayıs Ayı adlı eseri, ’68 olaylarının ikonik figürlerinden Caroline de Bendern’i, bir kadın hakları  gösterisinde etrafında Afro saçlı çıplaklarla birlikte resmeder (resmin sol yanında sanat eleştirmeni Pierre Restany görülür). Nicola L’in Kırmızı Palto’su da aynı “sevgi kardeşliği” idealini paylaşır.

1972’de açılan Douze Ans d’Art Contemporain/Çağdaş Sanatın On İki Yılı retrospektifinde, Fransa’da 1960’tan itibaren üretilen sanatı temsilen 70 erkek sanatçıya karşılık sadece iki kadın sanatçı yer alır: Niki de Saint Phalle ve Sheila Hicks. İkisi de dünya çapında tanınan sanatçılardır. 1970’te New York’ta “özel olan politiktir” sloganı ortaya atılır. Myriam Bat‑Josef’e göre –Berlin doğumlu, İsrail askeri, Paris Beaux-Arts’da okumuş, Erró’nun eşi, Arturo Schwarz’la sergi açmış, ve California’daki Venice Boulevard’da bulunan Womanspace adlı galerinin feminist sanatçısı– Pop Art serüveni, kişisel kimlik ile ulus ve Soğuk Savaş politikaları arasında bağ kurma ihtiyacının ağır bastığı bir kişisel serüvendir. Eleştirmen Clarence Lambert, 1974’te, geriye bakıp şöyle diyecektir: “1967: postmodern çağ çoktan başlamış”. Pop-Art, yolunun yarısına geldiğinde barındırdığı gerilimler, topolojiler ve travmalarla, 1970’lerin ortalarında izi sürülen “büyük anlatılar”ın çöküşünün habercisi olacaktır. Pop Art’ın, “aşk yazı”yla başlayan militanlığı, küresel bir rejim değişikliğinin başlangıcının işaretidir.

 

Sarah Wilson’ın, 2015’te Tate Modern’da açılan “The World Goes Pop” başlıklı sergi vesilesiyle 4 Eylül 2015 tarihli Guardian gazetesinde yayınlanan Castro, cows and the Summer of Love: how pop art became political dynamite başlıklı yazısından kısaltılarak çevrildi.

 



[1] Yazar, Fransız tarihçi Serge Guilbaut’nun, New York’un modernizmi Paris’ten çaldığı iddiasını savunduğu New York Modern Sanat Fikrini Nasıl Çaldı? başlıklı kitabına atıf yapıyor; Serge Guilbaut, How New York Stole the Idea of Modern Art: Abstract Expressionism, Freedom, and the Cold War (The University of Chicago Press, 1983).

figuration narrative, sanat-politika, sitüasyonizm, Pop Art