Sanat ve Özgürlük: Mısır Sürrealizmi


Sanat ve Özgürlük Grubu, 1941
 

 

Mısır sürrealizmi, Georges Henein, Ramses Yûnan, Kâmil el-Tilmisâni ve Fuad ve Enver Kâmil kardeşlerin çabalarıyla 1937 yılında Kahire’de dünyaya geldi. İkinci Dünya Savaşı sırasında, pek çok Mısırlı ve Mısır’da ikamet eden Avrupalı gruba katıldı. Hayal gücü, özgür ifade ve toplumsal özgürlüğün devrimci savunusunu teşvik eden bir programları vardı. Dünyadaki diğer sürrealist gruplarınkiyle uyumlu bir yaklaşıma sahiptiler: özgürlükçü anti-kapitalizm, Freudyen bilinçdışı teorileri, ve Rimbaud ile Lautréamont’un şiirlerinde rastlanan türde denetimsiz şiirsel saptırmaların ilham verici bir karışımı... Sürrealistler, akademizmin miadını doldurmuş kültürel değerlerini ve o sıralarda Mısır’ın düşünsel ve sanatsal üretimine egemen olan muhafazakâr dar kafalılığı hedef almanın yanı sıra, faşizmi, İngiliz işgalini, monarşi yanlısı Mısırlıları ve liberal burjuvaziyi, Müslüman milliyetçiliğini, insanlık dışı yollarla sürdürülen feodalizmi, işçi ve kadınlara yönelik kurumsallaşmış sömürüyü topa tutuyorlardı. Mısırlı sürrealistler, Soğuk Savaş’ın ilk günlerinde Mısır polisi ve İngiliz işgal kuvvetleri tarafından dağıtılıncaya kadar faaliyetlerini sürdürdüler.     

 

 

Ramses Yûnan                                                                            Ramses Yûnan, “İsimsiz”, 1939

 

Kâmil el-Tilmisâni, "Fahima"

 

Gülperi Eflatun. Fotoğraf: Georges Henein



Mısırlı sürrealistlerin projeleri arasında en önemlisi ve kalıcı etkiye sahip olanı “Sanat ve Özgürlük Grubu”nun (Cemaatü’l Fen ve’l Hürriyye/CFH) kurulmasıydı. Sanat ve Özgürlük Grubu, her ne şekilde olursa olsun “hayal gücünü her tür kısıtlamadan kurtarmaya” ant içmiş düşünsel ve yaratıcı işçilerden oluşan küresel bir ağ olan Uluslararası Bağımsız Devrimci Sanat Federasyonu’nun (FIARI) Mısır şubesi olarak kurulmuştu. FIARI, 1938 yazında, Frida Kahlo ve Diego Rivera’nın Coyoacán, Meksiko’daki evlerinde, sürrealist şair André Breton ve sürgün hayatı süren devrimci Lev Troçki tarafından kaleme alınan “Bağımsız ve Devrimci Bir Sanat İçin” başlıklı manifestoyla kurulmuştu. Ortaklaşa kaleme alınmış bu kısa ve öz bildiride, FIARI, Hitler, Stalin, Mussolini ve Franco’nun gerici kültür politikalarına karşı eleştirel bir tepki olarak sunuluyordu. FIARI, “birbirinden çok farklı estetik, felsefi ve politik eğilimlerin” buluştuğu özgür bir forum olarak tarif ediliyordu. Nazilerin mide bulandırıcı ve ırkçı “Yeni Gelenekçiliğine”; Üçüncü Enternasyonal’in yavan sosyalist realizm ve proletarya edebiyatı rejimlerine; ve özgür düşünce ile ifadeyi inzibat altına almaya yönelik diğer her tür otoriter girişime karşı yürütülen kültür savaşlarında yaratıcı ifadenin radikal özgürlüğüne mutlak bir bağlılık sergileyen herkese kapı açıktı. “Bağımsız ve Devrimci Bir Sanat İçin” başlıklı manifesto , FIARI’nın amaçlarını özlü bir şekilde ortaya koyan diyalektik bir beyitle sonlanıyordu: “Ne istiyoruz: Devrim için – Sanatın bağımsızlığı. Sanatın mutlak özgürleşmesi için – Devrim”.  

Breton ve Troçki’nin manifestosuna cevaben, New York, Londra, Brüksel, Paris, Fort-de-France (Martinik), Santiago (Şili) ve Kahire’de birdenbire bir dizi küçük Bağımsız Devrimci Sanat Federasyonu kuruldu. Fakat, zamanlama daha kötü olamazdı: İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi (Ekim 1939), Troçki’nin Stalinist suikastçılar tarafından katledilmesi (Ağustos 1940) ve bunun sonucunda Troçkist Dördüncü Enternasyonal’de yaşanan bölünmeler, bu sürrealist ağın enternasyonalist girişimlerini ciddi şekilde sekteye uğrattı. Küresel FIARI ağı 1940’ların başında dağıldı. Buna rağmen, Sanat ve Özgürlük Grubu’nu kuran Mısırlı sürrealistler bıkıp usanmadan FIARI’nin programını savunmaya devam ettiler. Yine de, kendi yayınlarında başka konulara eğildikleri de oluyordu: faşizm karşıtı hareket, anti-emperyalizm, köklü eğitim reformu, Freudyen teori, kadınların özgürleşmesi gibi... 1924 yılında Marksizm’in yasadışı ilan edildiği Mısır’ın ilk sosyalist dergisi olmanın yanı sıra baştan sona Arapça yayın yapan ilk sosyalist dergi de olan El-Tatavvur (Evrim) adlı dergilerinin her sayısında grubu meşgul eden meselelerden bazıları açıkça ortaya konuyordu: Sunuş yazılarında “Bu dergi, gerici ruha karşı mücadele eder; bireyin haklarını korur ve kadınların özgürlük içinde yaşama hakkını savunur” ya da “Bu dergi modern sanat ve özgür düşünce için savaşır ve günümüzün hareketlerini genç Mısır’a tanıtır” gibi ifadelere yer verilirdi. El-Tatavvur’un ikinci sayısında Tevfik Hanaallah imzasıyla ve “Hoşnutsuzluk Okulu” başlığıyla yayınlanan kısa bir yazı, grubun amaçlarını özetliyordu:

 

Birincil görevimiz, insanlara nasıl ve neden hoşnutsuz olmaları gerektiğini, onları zapt eden zincirlerden ve değişmez değerleri olan toplumdan hoşnutsuz olmaları gerektiğini öğretebileceğimiz bir okul kurmaktır.

 

Mısır Başbakanı’na gönderilen bir polis raporunda el-Tatavvur, “anarşi yaymaya; ahlak kurallarını ve dini yıkmaya, ve ülke yönetimi açısından elzem olan toplumsal ve hukuki düzenin payandalarını çökertmeye” adanmış bir yayın olarak tarif ediliyordu.  

Sanat ve Özgürlük Grubu, faaliyet gösterdiği süre boyunca, konferanslar, tartışmalar, film gösterimleri ve sergiler düzenledi. Bu sergiler arasında, 1940-1945 arasında Kahire’de toplam beş kez düzenlenen yıllık “Bağımsız Sanat Sergisi” de vardı. Bu sergilerde farklı mecralarda icra edilmiş ve farklı stillere sahip çok sayıda yeni eser sergileniyordu. Suriye ve Lübnan gibi başka Arap ülkelerinden eserlere yer verildiği de oluyordu. Her sergiye, FIARI’nin temel ilkelerinden bazılarını yineleyen bildiri mahiyetinde cesur metinler eşlik ediyordu. Örneğin, 1941’deki sergiye eşlik eden “Mısır’da Özgür Sanat” başlıklı manifesto, “kitlelerin zihninde şaşkınlık uyandırılması” ve başat muhafazakâr neo-klasik imge yaratma biçimlerine karşı tavizsiz bir mücadele verilmesi çağrısında bulunuyor ve çağdaş görsel kültür akımlarının tartışılmasını teşvik ediyordu. 1942’de yayınlanan “Özgür Sanatın Mesajı” başlıklı bildiri, yaratıcı enerjilerin, faşizmin yükselişinden bu yana “zorbalığın pençesinde ölenleri” diriltmeye adanmasını talep ediyor ve söz konusu diktatörlüklerin altında acı çekenlerle uluslararası düzeyde dayanışmayı sağlayan ve sergide eserleri yer alan sanatçılardan çoğuna ilham veren o “güçlü, heyecan verici ruhsal akıma” alkış tutuyordu. Sanat ve Özgürlük Grubu’nun düzenlediği Bağımsız Sanat Sergilerinin en dikkate değer yanlarından biri de özellikle fotoğraf ve resim alanlarında çok sayıda kadın sanatçıya yer verilmesiydi. Mısırlı ünlü solcu feminist İnci Eflatun, anılarında, Marksizmle Kahire’de bir lise öğrencisiyken tanıştığını ve bunu Sanat ve Özgürlük Grubu üyeleriyle üç yıl boyunca sürdürdüğü temasa ve onların bağımsız sergilerine katılmasına borçlu olduğunu yazar.


 

İnci Eflatun, İsimsiz, 1942

 

Sanat ve Özgürlük Grubu, Arapça konuşan yerli Mısırlıların liderliğindeki ilk sosyalist örgüt olduğundan yönetimin sıkı denetimi altındaydı; fakat gerek Mısırlı gerek İngiliz otoriteler, anti-faşist tutum sergilediği için grubun etkinliklerine müsamaha gösteriyordu, çünkü o dönemde Genç Mısır [El Fatat], Milliyetçi İslami Parti veya Müslüman Kardeşler [İhvan-ı Müslimin] gibi Sünni Müslüman ulusal bağımsızlık yanlısı gruplardaki bazı kesimlerin faşist İtalya ve Nazi Almanyası’ndan yabancı ajanlarla işbirliği içinde olduklarından şüpheleniliyor, dolayısıyla yerli ve Arapça anti-faşist propagandanın her türlüsünün, devam eden savaş açısından önemli olduğu düşünülüyordu. Gelgelelim, 1942 yılına gelindiğinde, Şam, Bağdat, Beyrut, Cezayir ve Kudüs’teki işçilerin özgürleşmesi yolunda militan bir enternasyonalist mücadele için ajitasyon yapan yerli bir Arap grubun oluşturduğu tehdit, anti-faşist tutumlarının sağladığı yarara ağır basınca, baskının dozu artırılmaya başlandı.

1944 sonlarında Mısırlı ve İngiliz otoriteler, iç savaşın sürdüğü Yunanistan’a birlik göndermek üzere harekete geçtiler – Yunanistan’daki sağcı cunta, diktatörlüğe karşı çıkan gerillalarla savaşmak için dışardan yardım talep etmişti. Ancak, Kahire ve İskenderiye’de bulunan ve işçilerle eski anti-faşist direnişçilerin isyanını bastırmak üzere Akdeniz’in öte yanına gönderileceklerini öğrenen sol eğilimli İngiliz askerler arasında ayaklanma baş gösterdi. İngiliz ve Yunan askerlerini, işçi kardeşlerine karşı savaşmayı reddetmeye çağıran Mısırlı sosyalistler arasında, Sanat ve Özgürlük Grubu’nun faal üyeleri vardı. Ayaklanan askerlere kaçak olarak su, yiyecek ve hafif silah taşıyorlardı. Hatta, ayaklananları teslim olmaya çağıran resmî İngiliz propaganda bildirilerini taşıyan bir uçağın kargosuna sızmışlar, Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait uçaktan askerleri direnmeye teşvik eden binlerce bildiri atılmıştı.

1945 genel seçimlerinde (Stalinist olmayan) Sosyalist Cephe adaylarının güçlü destek görmesi karşısında devlet baskısı yoğunlaştı. Mısır yönetimi, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki emniyet yetkilileri ile İngiliz askerî istihbaratı üyelerinden oluşan “Yüksek Güvenlik Mahkemesi” aracılığıyla devrimci sosyalistleri hedef aldı. Yayınevlerinin, kitabevlerinin, sol kanattan kültür derneklerinin kapatıldığı baskınlarda sürrealist grubun bazı üyeleri tutuklandı. Devrimci sosyalistler bu baskılara cevaben, Şubat 1946’da Kral Faruk’a ve İngiliz ordusunun işgaline karşı bir protesto hareketinin seferber edilmesine katkıda bulundular. Protestolarda İngiliz askerleri ve Mısır emniyet güçleri 28 göstericiyi öldürdü; bunun üzerine 21 Şubat’taki genel grev de dahil olmak üzere Şubat ayı boyunca kitle gösterileri ve grevler yapıldı. Sürrealist grubun bazı üyeleri, gösterileri Saray’ın önünden işçi mahallelerine taşıma çağrısında bulunan bildirilerin yayınlanmasına yardım ettiler; İskenderiye’de 3000 öğrenciden oluşan bir grup gösterici, “İşçilere Doğru” sloganıyla, 30 bin tekstil işçisinin yaşadığı semtlere yürüdü. Polisin kalabalığın üzerine ateş açması sonucu beş kişi hayatını kaybetti. Bunun ardından geniş bir tutuklama dalgası daha yaşandı ve polis baskısı yoğunlaşarak devam etti.

Genel grevi izleyen altı ay içinde, Mısır sürrealist grubunun 16 üyesi, bini aşkın siyasi tutukluyla birlikte hapishaneye düşmüştü. Sanat ve Özgürlük Grubu dağılmıştı. Sürrealist kuramcı ve ressam Ramses Yûnan 1947 yılı başlarında tutuklandı, sonradan Fransa’ya sürgüne gitti; arkadaşları Henein ve İkbal el-Ailly de, ana-akım Troçkist hareketten uzaklaşarak Paris’e yerleşti ve 1950’lerin başında pek çok sürrealistin yaptığı gibi anarşistlerle yakınlık kurdu. Mısırlı diğer sürrealistler ya yeraltına çekildi, ya sürgüne gitti, ya da politik, toplumsal ve kültürel faaliyetten el etek çektiler. Nasır’ın 1952’de gerçekleştirdiği milliyetçi askerî darbe, sürrealizme karşı düşmanlığın daha da artacağının işaretiydi.

Sanat ve Özgürlük Grubu, Arap dünyasında (ve başka yerlerde) endüstriyel kapitalizm ve burjuva liberal demokrasisi tarafından sesleri şiddetle bastırılıp tarihin sayfalarında unutulmaya terk edilen sayısız radikal özgürlükçü düşünce damarından sadece bir tanesiydi.

 

Don LaCoss’un, Portland’da basılan Communicating Vessels adlı fanzinde (2009) “Art and Liberty: Surrealism in Egypt” başlığıyla yayınlanan yazısından kısaltılarak çevrilmiştir. (“Communicating Vessels” [Birleşik Kaplar] başlığı, André Breton’un 1932’de yayınlanan Les vases communicants kitabına gönderme; Diego Rivera’nın bu kitaptan ilhamla yaptığı aynı başlıklı bir afiş de bulunuyor). Yazının tamamı için bkz. http://www.egyptiansurrealism.com

 

sanat ve direniş, sürrealizm, sanat/özgürlük