/ Sanatın Güncelliği / Sanatın Finansallaşması, Sanatçının Proleterleşmesi

31/7/2012 / skopbülten

Varşova’da Abbey House isimli müzayede evi, temsil ettiği az tanınmış 12 Polonyalı sanatçının eserlerine kısa sürede sağladığı inanılmaz değer artışlarıyla dikkatleri üzerine çekerken, yerel galerileri şaşkına çeviriyor. Abbey House aslında melez bir kuruluş: hem müzayede evi, hem galeri, hem de sanat fonu. Dahası, 2010’da Polonya’nın yegâne sanat pazarlama dergisi Art & Business ve onunla bağlantılı altı internet platformunun %60 hissesini satın alarak Polonya sanat piyasasının egemenlerinden biri oluveriyor. Varşova borsasında 2011 Mayıs’ında boy gösteren şirket, bu yaz Berlin’e yayılmayı tasarlıyor. Oradaki Kempinski Otel’inde bir galeri açmaya hazırlanıyor.

Abbey House, yalnızca aylığa bağladığı 12 sanatçıyla çalışıyor. Ve davetli katılımcılara düzenlediği müzayedelerde bu sanatçıların eserlerini, fiyatlarını kimi zaman iki yılda 40 kat artırarak satmayı başarıyor. Aynı sanatçıların eski galerileri bu durumu hayretle karşılıyorlar çünkü onlara göre iki-üç yıllık süreçte eserlere değer katacak bir şey yaşanmış değil – ne önemli bir sergi, ne de hatırı sayılır bir yayın. Dolayısıyla durum sanata değil, pazarlamaya dair. Bu galericilere göre, Polonya’daki hiçbir önemli kurum, “lekelenmiş” addettikleri bu 12 sanatçıyla ileride çalışmayı düşünmüyor. Abbey House’un başkan yardımcısı Jakub Kokoszka ise “bu pazarlama başarısı ve finansal performans karşısında eski kafalı galeri sahiplerinin eleştirilerini zaten beklediklerini” dile getiriyor. Sanatçılarının şaşırtıcı fiyat artışlarını “iyi hazırlanmış ve uygulanmış bir iletişim ve tanıtım kampanyasının doğal sonucu” olarak açıklıyor. Şirket, kültür alanındaki kurumlar ve kişiler, ve daha da önemlisi, büyük koleksiyonerler tarafından kabul gördüğüne göre, beis yok. Onun tabiriyle, kendi şirketleriyle çalışan sanatçılar, çalışmayanlara göre “daha akışkanlar” ve bu durumdan yarar sağlıyorlar.

Şirketin güdümündeki sanatçılar beş yıllık kontratları boyunca her ay belli sayıda, genellikle iki ila üç eser üretmekle yükümlüler. Sonraki 15 yıl boyunca da her ay bir eseri Abbey House’a teslim etmek zorundalar. Karşılığında aldıkları ücret, 1180 dolar civarında. Bu da Polonya’daki ortalama aylık ücretten biraz fazla. Oysa şirketin sanatçılarından Agata Kleczkowska’nın bir eserinin müzayedede ulaştığı değer $47.300. Sanatçılar satışlardan tabii ki komisyon almıyorlar. Yükselen fiyatların sağladığı yarar, Abbey House’un stoklarında bulunan aynı sanatçının başka eserlerinin fiyatlarının ve dolayısıyla şirketin kârının artmasından ibaret.[1]

 Abbey House’un hikâyesi, zamanımızda sanatın özerkliğini kaybetmesinin, sanat piyasasının giderek sanata ve sanatçıya hükmetmesinin vahim bir örneği. 19. yüzyıl başlarından itibaren müze, galeri, akademi, tarih, estetik, eleştiri gibi ortamlarda özerkliğini örgütlemeye başlayan sanat, bir yandan da, rasyonalizm, endüstrileşme, ilerleme gibi egemen mitlere karşı çıkarak, onların gücünü sorgulayan bir etkinlik kazandı.[2] “Modernizm döneminde sanat, piyasaya mecbur, ama tam da bu nedenle piyasaya karşı olmasıyla sanat vasfı kazanırdı.”[3] Kültür ile ekonominin bir olduğu postmodern zamanlarda, özellikle son otuz yılda ise fiyatlarla birlikte çağdaş estetiği ve beğeniyi manipüle eden Abbey House türü şirketler; kendi koleksiyonundaki sanatçıların fiyatlarını tırmandıran ve giderek speküle ettiği sanatçılardan bir ulusal akım –Young British Art– örgütleyen Charles Saatchi gibi koleksiyonerler sanat alanının egemenleri, sanatçıların efendileri oldular. (NAA)

 



[1] Bu bölüm Julia Michalska”nın “Eyebrow-raising Price Hikes for Polish Artists”, The Art Newspaper, sayı 236 (Haziran 2012), s. 83’teki yazısından derlenmiştir.

[2] Ali Artun, “Sanatın Müzayedeleştirilmesi”, Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi, Estetik Modernizmin Tasfiyesi (İstanbul: İletişim, 2011), s. 146. Yazının bu ikinci bölümünün kaynağı, bu makale ve özellikle “Piyasa Oyuncusu Olarak Çağdaş Sanatçı” kısmı, s. 181-187.

[3] A.g.e., s. 182.

sanatın güncelliği