Sürrealist Araştırmalar Bürosu Faaliyetleri

Antonin Artaud, Otoportre, 1948 

 

Sürrealist devrim, tüm zihinsel durumlara, her çeşit insan faaliyetine, akıl âleminde vuku bulan her şeye, tüm yerleşik ahlak kurallarına ve zihinsel düzenlerin tamamına uygulanabilir bir olgudur.

Bu, tüm mevcut değerleri değersizleştirmeyi, zihni aşındırmayı, olağan olanı yerle bir etmeyi, dilde mutlak ve ebedi bir muğlaklığı ve başı boş düşünceleri amaç edinen bir devrimdir.

Bu devrim, en eski savunma mekanizmalarını yerinden söküp atana dek mantığı parçalamaya devam etmeyi ve sonunda tüm yetkisini elinden almayı amaçlar.

Onun hedefi daha yoğun ve daha mahir bir düzen doğrultusunda şeyleri hesapsız biçimde yeniden sınıflandırmaktır. Fakat bu da en nihayetinde bir düzendir ve bilinmeyen duyularla algılanabilir ancak... ve bu düzeni algılamanın tek yolu ölüm değildir.

Bizler bu dünya ile aramızdaki tüm bağları parçaladık. Biz, anlaşılmak için değil, yalnızca kendi içimizde, ıstırabımızla kazıp çıkardıklarımızı vahşi hırçınlığımız eşliğinde konuşuyor ve düşünceyi yoldan çıkarıyoruz.

Sürrealist Araştırmalar Bürosu kendini topyekûn yaşamı yeniden sınıflandırma işine adamıştır.

Sürrealizm bütün ve eksiksiz bir felsefedir; hatta tüm felsefenin yerine geçebilecek kadar muktedirdir.

Açıkça ifade etmeliyim ki, burada yeni kurallar ve kaideler getirmek gibi bir niyet söz konusu değil; ancak

1. Sürrealist soruşturma yöntemlerini yine sürrealist düşünce içinde aramak,

        2. yön belirten işaretler, keşif vasıtaları ile çeşitli kanallar ve adacıklar tespit etmek şart olmalı.

Belli bir raddeye kadar olmak kaydıyla, kişi Sürrealist bir mistisizmi tanıyabilir ve tanımalıdır da. Bu mistisizm ise, sıradan aklın kendini sakındığı ve elbette zihnin adam akıllı tanımlanmış belirli noktalarıyla doğrudan bir ilişki içinde olmalıdır.

Sürrealizm farklı inançlara tiksinti duyulması gereken düzenlermişçesine yaklaşmaz.

Sürrealizm her şeyden önce bir ruh halidir ve her tür formüle karşıdır. Esas olan kişinin doğru bakış açısına kavuşabilmesidir.

Hiçbir sürrealist şimdide yaşamaz veya aklın gücüne, giyotinine, yargısına, doktorluğuna başvurmaz, dayanak almaz ve ondan uzak kalabilmek için metanetini korur.

Hissettikleri onun bir parçası değildir ve hiçbir düşüncesinin kaynağı olarak kendini görmez. Düşünceler, ona akla uygun bir dünya sunma gayretinde değildir.

Kendi düşüncelerine nail olmak gibi bir umudu yoktur.

Fakat o, her şeye karşın zihnin içine hapsolmuştur ve kendini yine bu zihnin içinden yargılar. Ve onun düşünceleriyle karşılaştırıldığında bu dünyanın bir ehemmiyeti yoktur. Ancak kendinden uzaklaştığı, bir şeyler yitirdiği ve zihnin yeniden, aniden özümlendiği o esnada, cam gibi şeffaf ve düşünen bir canavarın da yavaş yavaş doğrulduğunu görecektir.

İnsan işte bu yüzden bir Kafadan ibarettir; o, mevcudiyete kavuşabilecek yegâne Kafadır. O, içsel özgürlüğü adına; huzur, mükemmellik ve saflığa duyduğu gereksinim adına suratınıza tükürür. Kupkuru bir mantığın boyunduruğunda, uyum adına çağlar boyu süren mahkûmiyetin ellerine teslim edilmiş bir dünya bu. Ve sana sözcüklerden evler inşa etmiş, ahlak kurallarıyla donatılmış sofralar kurmuş böylesi bir dünyada bizi köklerimizden söküp çıkarabilecek ve en nihayetinde coşku içinde patlatacak kudrete sahip olan tek şey Sürreel akıldır.

*

Bu notlar, sözlerimdeki Muğlaklık ile ne kastettiğimin anlaşılmasında fayda sağlayacak ilk örnekler, ki ahmaklar bunları ciddiye alıp yargılarken, bilge olanlar dilsel bir açıdan değerlendirecektir. Ben bunları zihninde belirsizlikler barındıranlar için, dilleri felç geçirip de konuşamayanlar için yazıyorum. Onlar için en azından temel hedeflerine yönelik pek çok işaret var. Burada düşünce yenilmiştir, burada zihin kendi anatomisini ortaya serer. Bu notlar aptalca, ilkel ve ötekinin deyişiyle de “düşüncelerin telaffuz edilişi”dir. Ancak gerçekten zekice tespitler olduklarını da belirtmeliyim.

Sorarım size hangi aklı başında insan, bu yazdıklarımda dilin nasıl mütemadiyen kurcalandığını, eksikliğin yarattığı gerilimi, dolaysızlığın ilmini ve bozuk ifadelerin benimsendiğini fark etmez? Dili hor gören, düşüncelere tüküren notlarda.

Ve düşünce, insan aklına göre inşa edildiği için yapısında pek çok çatlak barındırsa da, bu çatlakların arasından eşsiz bir berraklık, anlama duyulan o sonsuz arzunun ışıltısı fışkırır. Şeylerdeki sapmayı açığa çıkarmaya, inanca duyulan bir arzudur bu.

Tam bu noktada başka tür bir İman doğar.

Ama tüm koprologlar, diline felç inenler ve genel olarak dili, sözü reddedenler, onlar ki düşüncenin paryaları, bana kulak versinler.

Çünkü ben yalnızca onlar adına konuşurum.

 

Antonin Artaud’nun defterinden "autoportrait au couteau", 1947

 

Özgün metin: Antonin Artaud, Selected Writings içinde “The Activity of the Surrealist Research Bureau”, ed. Susan Sontag (University of California, 1988) s. 105

Sürrealizm, Artaud