/ Tezler / Görsel Kültür ve Sanat Müzeleri: Gündelik Hayatta Sanatı Nasıl Görürüz?

31/1/2024 / skopbülten / Mehmet Kayın

Pera Müzesi

 

Bu çalışma sanat müzelerini ve izleyicilerini (audience) ele almaktadır. Araştırmanın amacı sanat müzesi kültürü nasıl oluşur ve ne anlam ifade eder soruları ile birlikte müze izleyicileri bu kültürü nasıl deneyimler ve yeniden üretir sorularına cevap aramaktır. Araştırma odağına Pera Müzesi’ni alır ancak bunun etrafında İstanbul’daki diğer sanat müzelerini de kapsamaktadır. Araştırma, sorularına yanıtlar bulabilmek için 20 kişi ile yapılan yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerden elde edilen verilerin yorumlanmasını içermektedir. Araştırma sonucunda müzelerin tüketim, sosyalleşme, etkileşim alanı olarak kullanıldığı ancak seçkinci kurumlar olarak görüldüğü ortaya çıkmıştır. Bu seçkincilik müze izleyicileri arasındaki farklı kültürel sınıflar arasında deneyim farkı yaratsa da izleyiciler geliştirdikleri taktiklerle ayrımları silikleştirebilmektedir.

Çalışma genelden özele doğru giden bir kuramsal bakış açısı benimsemiştir. Öncelikle (1. ana başlık) kültürü ve görsel kültürün kültür ile olan ilişkisini ele alarak sanatı kültürel bir sistem olarak değerlendirir. Ardından araştırmanın kuramsal zeminini oluşturacak gündelik yaşamda sanat deneyimine dair bir bakış açısı anlatır. Bunun ardından ise (2. ana başlık) müzelere ve özelde sanat müzelerine dair tarihi bir anlatım sunarak müzelerin nasıl bir kültür ürettiğini çoğunlukla eleştirel perspektiften beslenerek değerlendirir. Son olarak ise araştırma sorularına yanıtlar bulabilmek için yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilen verileri temalar halinde yorumlamaktadır. Araştırma şu iki soruya yanıt aramaktadır:

• Müze kültürü kent, müze mekânı ve dijital mecralar bağlamında nasıl şekillenmektedir?

• Müze ile ilişki kuran izleyiciler arasındaki kültürel ayrımlar ve taktikler nelerdir?

İlk bölüm “Kültür, Görsel Kültür ve Gündelik Hayatta Sanat Deneyimi” başlığını taşımaktadır. Bölüm ana başlıktaki kavramların üç ayrı alt bölümle değerlendirilmesini içermektedir. Öncelikle kültür kavramı tartışılmıştır. Kültür bir anlama ve anlamlandırma sürecidir. Ancak bireyin etrafını saran maddi dünya, gelenek-görenekler, dilsel kodlar onun dünyaya bakışının sınırlarını da belirler. Bu anlamıyla kültür eğitim fikrine yaklaşır, bireyin ne şekilde davranacağını, neyi beğeneceğini, karşılaşılan bir olaya nasıl tepki vereceğini öğretir. Yine de her toplumsal üye aynı zamanda fail olduğundan içinde yaşadığı kültürü eleştirebilir, bu kısıtları aşacak faaliyetlerde bulunabilir. Günümüzde ise kültüre dair olan birikimimiz çoğunlukla yaşamın her alanını kaplayan görsellikten gelmektedir.

İkinci alt bölüm ise görsel kültürü ele almaktadır. Rönesans ve takip eden modernleşme süreci ile birlikte teknolojiyle bütünleşen bir görme modeli gündelik hayatın ortasına yerleşmiştir. Bu model özellikle kent yaşamıyla birleşmiş bir gözlemciyi doğurmuştur. Kamusal alanın yeni gözlemcileri dünyayı gözlemekte, yorumlamakta ve yeniden üretmektedir. Mirrzoef’e (1995) göre günümüzde görsel kültür “gündelik hayatın kendisi” haline gelmiştir. Artık dünya bir resimdir ve bu resmin içinde anlamlandırılır (Heidegger and Grene, 1971). Görselliğin hayatın içinde bu denli dâhil olması sanat deneyiminin de görselliklerden edinilen bilgiler üzerinden yaşanmasının zemini oluşturur.

Bu bölümün son alt başlığında ise gündelik hayatta sanat deneyiminin mecraları ve kültürel davranış ile sanatı görme arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Nitekim gündelik hayat birçok görüntüyü içinde barındırır. Ancak bu görüntüler yalnızca inşa edilmiş “görsellikleri” değil aynı zamanda kenti, davranışları içine alır. Bu manada sanat deneyimi iki yönlü gerçekleşebilir. İlki dijital medyalar aracılığı ile görülen sanat eserleri veya sanat mekânlarının dijital uygulamaları ya da içerikleridir. Diğer yandan ise bir sanat eserini görmek için gidilen müzeler, galeriler, salonlar da bu deneyimin fiziksel mekânını anlatmaktadır. Ancak sanatı yerinde görmek için yapılan bir ziyaret hem kenti deneyimlemek ve hem de sanat mekânının kendisini deneyimlemek anlamına gelmektedir. Her ne kadar bazı düşünürlerce kentte zaman ve mekânın hızlanmasını deneyimi de hızlandırdığını söylense de bir müze ziyareti amacıyla mekâna ulaşan kişi kentteki her uzamı bir deneyime dönüştürebilir (de Certeau, 2008).

Bireysel açıdan sanatla kurulan ilişki kültürel bir davranışın sonucudur. Bu açıdan her birey için farklı anlamlandırma süreçlerini beraberinde getirmektedir. Bu açıdan iki yönlü bir kuramsal perspektif geliştirilmiştir. İlki sanat deneyiminin bir pratik olarak şekillenmesini sağlayan kültürel aidiyetleri (Bourdieu, 2015) işaret eden kültürel sınıfsallaşma ve sanat beğenisi ele alınmıştır. Birey için bir sanat ilgisi ve sanatı görme deneyimi aile kültürüne, eğitime ve ekonomik, kültürel, sosyal sermayeye bağlıdır. Bu bakış açısı bireyin öznelliğini toplumsal süreçlere bağlamaktadır ve bu açıdan bireyin karar alıcı ve uygulayıcı yönü silik kalmaktadır. Bu yüzden özne konumu (de Certeau, 2008; Gofman, 2017) bireyin herhangi bir kültürel pratiği gerçekleştirmesindeki öznelliğe vurgu yapar. Birey sanat alanında kendi kültürel repertuarından seçkiler yapar, anlamlandırır ve bunu sanat mekânı gibi bir kültürel sahnede performe edebilir.

İkinci ana bölüm ise “Sanat Müzeleri ve İzleyicinin Kültürel Çerçevesi” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde sanat deneyiminin mekânı olarak müzeleri ve izleyicilerini iki alt başlık altında ele alınmıştır. Öncelikle müzelerin nasıl ortaya çıktığı ve dönüştüğü konusu tartışılmıştır.

Müzeler on dokuzuncu yüzyılda doğdukları andan itibaren kent ortamındaki kamusal alanlar olarak ele alınmış ve çeşitli şekillerde değerlendirilmiş ve eleştirilmiştir. Nitekim özel koleksiyonların kamuya açılmasıyla oluşan bir mekân olarak müzelerin kültür mekânı olma niteliği uygarlaşma ve halk ile ilişkisi konusu birinci bölümde bahsedilen kültür ve gündelik hayat konusundaki tartışmaları barındırır. Müzeler bu dönemde seçkinci ve otoriter kurumlar olarak değerlendirilir ve halkı “medenileştirme” aygıtı (Hooper-Greenhill, 1992) ya da “ilerleme makinesi” (Bennet, 1996) olarak kavranır. Bu anlamıyla bir sergileme ve anlatma kompleksi olan müzeler uygarlaşma, eğitim ve öğrenme, diğer anlamıyla kültürlenme ve gelişme alanı olarak görülmüştür.

Ancak müzeler, toplum değiştikçe politikalarını değiştirmiş ve özellikle yirminci yüzyılın son çeyreği ile birlikte post-modern, post-kolonyal ve feminist eleştirilerle doğrultusunda daha kucaklayıcı bir politika etrafında uygulamalar geliştirmiştir. Bu dönem müzelerin halk ile ilişkisinin daha yatay ve kapsayıcı bir iletişimle birlikte değerlendirilmesini ve daha önce müzelerde temsileyiti olmayan kimliklere önem veren bir kurum olarak görülmesini sağlamıştır (Vergo, 1989).

Ayrıca bu süreç içinde müzeler teknolojiyi bünyesine dâhil eder ve dijitalleşir. Günümüzde ise müzeler hem fiziksel mekânında dijital teknolojileri kullanır hem de dijital mecralar aracılığı ile sanatı ve müze imajını dolaşıma sokmaktadırlar. Özellikle sanal sergiler yeni bir deneyim biçimini getirmiştir (Battro, 2009; Falk and Dierking, 2008).

Bu bölümün ikinci kısmını ise izleyici ve mekân eksenindeki kültürel yaklaşımlar oluşturmaktadır. Burada müzelerin izleyici için ne anlam ifade ettiği beş temel yaklaşımla değerlendirilmiştir. Bu yaklaşımlardan ilki müzelerin ulus kimliğinin oluşmasında görevlendirilmiş kurumlar olarak halkı uygarlaştırmasıdır (Bouquet, 2012). İkincisi ise müzelerin tapınaklar ve anıtlar ile benzerliğine vurgu yaparak izleyicinin mekân içindeki davranışlarını ritüel ve performans kavramları ile değerlendirilmesidir (Duncan, 1995). Üçüncü yaklaşım müze izleyicisinin estetik deneyimindeki kültürel ayrımlara (distinction) (Bourdieu, 2017) değinilmesidir. Dördüncüsü, müzelerin sembolik alanlar olarak değerlendirilmesini ve tüketim kültürü ile bütünleşen yapısını ele almaktadır (Zukin, 1995). Son yaklaşım ise müzelerin izleyiciler için bir karşılaşma ve etkileşim mekânı olarak değerlendirilmesine vurgu yapan temas bölgesi (contact zone) kavramsallaştırmasıdır (Clifford, 1997).

Bu kuramsal zeminden yola çıkarak araştırma sorularına yanıt bulabilmek adına nitel araştırma yönetimi, fenomenolojik yaklaşım, derinlemesine görüşmeler, betimsel analiz ve temalandırma izleğinde bir yöntem takip edilmiştir. Bu yolla sanat müzesi kültürünün ne olduğu ve müze izleyicilerinin gündelik hayatta müzelerle nasıl ilişki kurduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın son bölümünü ise saha araştırmasının bulgularını içermektedir.

Bulgular iki ana başlık altındaki on iki temada toplanmıştır. Araştırma kapsamında yapılan görüşmelerden çıkan verilerle sınırlı olmak üzere şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

(Tema 1: Müzelerde Dijital Kültür) Müzeler dijital olarak kullanılmaktadır. Müzelerin sosyal medya hesapları yeni etkinlikten haber alma-haber verme amacıyla kullanılıyor. Müzede çekilen fotoğraflar kişisel deneyim hafızasını ve kişisel müzeleri yaratmıştır. Ancak müzede selfie çekilmesi doğru bulunmamaktadır. Görüşmeciler sanal müze deneyimine karşı mesafelidir. Bunun sebebi estetik ve bedensel deneyimin sınırlı kalmasıdır. Sanal müzeler müzelerin mekânsal kültürünü güçlendirmektedir.

(Tema 2: Müzeye Ulaşmak ve Kent İmgesi) Müze aynı zamanda bir kent deneyimidir. Beyoğlu bölgesindeki müzeler daha ağırlıklı kullanılmaktadır. Bu bölge modernleşme imgesi ile birlikte düşünülmektedir. Bu bölge dışındaki bazı müzeler ulaşım zorluğu ve zaman problemleri yüzünden cayma davranışını getirebilmektedir.

(Tema 3: Tüketim Alanı) Müzeler sanatı görme dışında tüketim amacıyla kullanılmaktadır. Kafe ve restoranlarla bütünleşmiş bir müze kullanım rutini vardır. Bunlar deneyiminin tamamlayıcısı olarak görülmektedir ve ritüelistik bir yanı vardır. Müzeye yalnızca eser görmek için gidilmez. Tuvaleti kullanmak ya da sıcaktan korunmak da müze kullanımlarıdır. Diğer yandan müze izleyicileri genellikle sinema, tiyatro, konser gibi diğer kültürel etkinlikleri takip etme eğilimi göstermektedir ancak beğenileri geçişken ve akışkandır.

 

Pera Café

 

(Tema 4: Etkileşim, Sosyallik) Müzeler etkileşimi, sosyalleşmeyi ve kültürel teması içinde barındırmaktadır. Müzeler sosyalleşme alanıdır ve ortak etkinlikler müze izleyicisi kimliğini beslemektedir. Bu sosyalleşme çoğunlukla bir eseri farklı perspektiflerden değerlendirmek için tercih edilir. Görüşmeciler müze ziyaretlerinde eşlikçi olarak genellikle ilgili birini tercih etmektedir. Bu seçilmiş etkileşim stratejisidir.

(Tema 5: Eğitim, Öğrenme, Uygarlaşma) Müzeler eğitim mekânı olarak bir davranış normu üretmektedir ve müzede davranmanın kuralları vardır. Görüşmeciler müze ziyaretleri sırasında müze kültürünü gözlemleyerek ya da müze görevlilerinin uyarıları ile öğrenmektedir.

(Tema 6: Müzede Nasıl Davranılır?) Müze mekânının davranış kurucu yapısı, ne şekilde hareket edileceğine, bir eserin nasıl izleneceğine dair bir norm oluşturur. Bu kurallar yalnızca görevlilerce değil, ziyaretçiler tarafından da hatırlatılır. Bu kurallardan en belirgin olanları sessizlik, saygılı davranıştır. Diğer yandan müze mekânında yürümek bir deneyimi inşa etmek anlamına gelmektedir. Bir sanat eserini izlemek ise o eseri deneyimleyen diğer insanlara bakarak şekillenebilir.

(Tema 7: Müzede İzleyici Profilleri) Müzelerde uzman izleyiciler, kültürel tüketiciler ve turist profilleri vardır. Ancak müze muhalifleri de müze ziyareti yapmaktadır.

(Tema 8: Müzeler Seçkinlere mi Hitap Ediyor?) Yapılan görüşmeler sonucunda sanat müzesinin seçkinci bir kurum olduğu söylenebilir. Bu seçkincilik, giriş ücretlerinin herkes için karşılanabilir olmaması, sanattan keyif almanın iyi eğitimli olmakla ilişkili olduğundan eğitimsiz kişilerin daha dışarıda kalması, müze ziyaretini ayarlayabilecek boş zamanın yaratılmasının herkes için aynı olmaması, ülkenin toplumsal yapısının sanata uzak olması, müze ziyaretçilerinin yüksek statülü olarak görülmesi ile oluşmaktadır. Bu durum sanat profesyonellerinin tavrı ve müze mekânın dışlayıcılığı beslemektedir.

(Tema 9: Müze İzleyicileri Arasında Ayrımlar) Bu seçkincilik müze izleyicileri arasında deneyimin farklı yaşanmasına sebep olmaktadır. Bu çalışmada orta-alt ve orta-üst olarak tanımlanan iki ayrı kültürel sınıf arasında müze deneyiminin farklılaştığı gözlenmiştir. Özellikle üst sınıf müzelerle aile dolayımında tanışmış iken alt sınıf eğitim sürecinde tanışmıştır. Orta-alt sınıf bazen ailesini müzeye götürmektedir. Alt sınıf için kurumsal eğitimde sanat dersleri önemsiz ve niteliksizdir. Üst sınıf ise tamamlayıcı kurslar ve eğitimler alarak sanat alanına daha yatkın hale gelmektedir. Kurumsal eğitim sonrası müze ziyaretleri eğitim alınan şehre ve kişinin kültürel sınıfına bağlı olarak hem düşmekte hem de artmaktadır. Alt sınıf müzedeki tüketim alanlarını çoğunlukla kullanmamaktadır. Ancak yine de müze ziyareti bir kafe ya da restoranda bitmektedir. Ayrıca müze izleyicisi kültürel sınıfına göre müze ziyaretlerinde yalnızlığı seçebilir ya da yalnızlığa mahkûm olabilir.

(Tema 10: Kent Mesafeler ve Müzenin Konumu) Bahsedilen iki kültürel sınıf için kent deneyimi de farklılaşmaktadır. Alt sınıflar için müze ziyareti uzak mesafeler ve planlar anlamına gelebilmektedir. Ayrıca İstanbul’daki bazı sanat müzelerinin bulunduğu yoksul semtle arasındaki bir sınırla var olduğu ve hiyerarşi kurduğu söylenebilir. Bu açıdan müzeler soylulaştırma aracı olabilir.

 

Arter

 

(Tema 11: Müze Deneyiminde Duygular) Müze deneyimi farklı duyguları içinde barındırır. Bu duygular alt ve üst sınıflar için olumlu ve olumsuz olarak hissedilebilir. Sanatın ve müzenin vaat ettiği rahatlama, haz ve keyif duyguları herkesçe paylaşılmaktadır. Ancak kültürel, ekonomik ve sosyal sermayesi nispeten az olan kişiler için müze deneyimi eksiklik, dışlanma ya da yabancılık duygularıyla birlikte anımsanmaktadır. Bu durum duygular konusunda iki ayrı kültürel sınıfın farklı hislerle müzelerde var olduğunun işaretidir. Ancak başka bir duygu olan merak ile zaman içinde tekrarlanan müze ziyaretleri olumsuz duyguları dönüştürebilir.

(Tema 12: Deneyimin Öznelliği) Daha önce eksiklik, dışlanma hisseden orta-alt sınıftan kişiler müzeleri kullanmaya ve kendi yöntemleri ile davranmaya devam ederek bu hisleri dönüştürmektedir. Bu ilgi ile sürdürülen ziyaretler diğer insanların ve mekân kültürünün sıradanlaşması anlamına gelmektedir. Bu kişiler müzeleri sanatı görme amacı yanında tüketim ve sosyalleşme alanı olarak kullanarak, müze ziyaretlerini sürekli hale getirerek ve kişisel anlamlandırma süreçlerini takip ederek kendi özgün deneyimlerini inşa etmektedirler. Başta yabancı olan artık tanıdık, uzak olan yakın, farklı olan benzer, ilginç olan sıradan hale gelmektedir.

Bu temalardan yola çıkarak şu genel sonuçlara ulaşılabilir. Müzelerin dijital mecraları kullanmaları müzeyle olan bağı sürdürmekte önemli görünmektedir. Ancak sanal sergiler, müzelerin mekânsal kültürünü beslemektedir (Mactavish, 2006). Müze mekânlarında artık müşteriler vardır ve müzeler tüketim amaçlı kullanılmaktadır (Mastai, 2007; Zukin, 1995). Kafe ve restoranlarla bütünleşmiş bir müze kullanım rutini vardır. Bu anlamda sosyalleşmeyi ve kültürel teması içinde barındırmaktadır (Clifford, 1997). Ancak müzelerin gündelik hayattan kendini ayırarak bir arınma mekânı olma niteliği devam etmektedir ve bu yüzden içerdiği kutsiyet ile birlikte bir uygarlaşma mekânına dönüşmektedir (Duncan, 1995). Müze izleyicisi müze mekânına girdiği anda bir davranış normu ile karşılaşır ve bunu etkileşimsel olarak gözlemler (Goffman, 2016). Her ne kadar yeni müzecilik kapsayıcılık ile anılsa da (Vergo, 1989; Höge, 2003) müzeler seçkincidir (Zolberg, 2003). Bu seçkincilik kişilerin kültürel sınıfına göre müzelerle faklı deneyimler yaşamasına sebep olur. Müzelerdeki ayrımlar devam etmektedir, alt sınıftan kişiler için müze mekânı dışlanma duygusunu beraberinde getirmektedir (Bourdieu, 2017). Ancak müzelerin tüketim alanları ve bu dolayımdaki sosyalleşme kültürü ile birleşmesi alt sınıflar için bir rahatlık sağlamıştır ve tekrar eden müze ziyaretleri alt sınıflar için müzelere olan aşinalığın inşası yolunda kullanılan birer taktiktir (de Certeau, 2008) ve yabancılık hissinin yok olmasını sağlamaktadır. Müze gibi görsel bir örgütlenme alanını kullanan bireyler burada kültürün bir parçası olarak sanatı, davranışları ve mekânı görmekte, öğrenmekte, anlamlandırmakta ve yeniden uygulamaktadırlar. Ancak bu durum yine de müzelerin otoriter ve seçkinci olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Çünkü müzelerle ilişki kuranlar ancak onun kurallarını tanıdığı ölçüde rahatlama yaşamaktadırlar.

 

Yazar: Mehmet Kayın

Danışman: Doç. Dr. Ayşe Toy Par

Yer Bilgisi: Galatasaray Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Radyo Televizyon ve Sinema Ana Bilim Dalı / Medya ve İletişim Çalışmaları Bilim Dalı

Türü: Yüksek Lisans

Yılı: 2021

 

Bu tez yazarı tarafından dergimize gönderildi. Metin tezin “Özet” bölümünden seçildi. Görseller tezden alındı. Tamamını okumak için: müze.pdf

 

 

tez tanıtımı, müze