Covid-19 veya Maskesi Düşmüş Halk Sağlığının Sefaleti

“Pandemi, bir virüs toplamı değildir; virüslerin aracılık ettiği, insanlar arası bir toplumsal ilişkidir”. Kaynak: Ian Allan Paul, Ten Premises For A Pandemic

 

Tıbbi maske, Covid-19’a eşlik eden medyatik ikonografinin merkezinde yer alıyor. Fakat maske hakkındaki uzman görüşleri ve siyasal müdahaleler, bugüne dek konusu olduğu ve üzerinde konsensüs sağlanmış temsilleri sarsıyor.

Maskenin sağlıklı nüfus tarafından gündelik olarak kullanımı gereksiz görülüyor hatta tehlikeli addediliyorken, maske kıtlığı, kontamine olma noktasında en fazla risk altında bulunan toplulukları koruyabilmek için acilen çözülmesi gereken bir sorun olarak gösteriliyor.

Bu tertibatın zor bulunur olması son derece önemli bir siyasal mesele haline geldi.

Tıbbi maske kullanımı çoğunlukla Doğu Asya ülkeleriyle ve diasporalarıyla, onların güçlü topluluk duygularıyla ilişkilendiriliyor. Hong Kong’da SARS sırasında, 2005’te Vietnam’da kuş gribine karşı verilen mücadelede, 2009’da Montreal’deki Çin mahallesinde H1N1 salgını sırasında çekilmiş bu türden maskeli görüntüler sosyal medyada dolaşıma girmişti.

Oysa bu tertibatın tarihi nispeten eski kökenlere dayanıyor ve göründüğü kadar egzotik değil. Ortaçağ’daki veba hekimlerinin süs niyetine taktıklarına kadar gitmeyelim, fakat ağız ve burnu kapamaya yarayan bu bezler Birinci Dünya Savaşı ertesinde İspanyol gribinin (H1N1) önünü kesmede faydalı oldu. Tarihçi Howard Merken ve Nancy Tomesont, büyük ABD kentlerinde yerel yönetimlerin bu maskelerin kamusal alanda kullanımını yasallaştırmakla kalmayıp teşvik ettiklerini anlatır. Hatta basın aracılığıyla, bu maskeleri üretme ve muhafaza etme biçimleri hakkında bilgi vermeye çalışılmıştır. Böylece maske takmak, giderek toplanma yasaklarının yerini alabilecek bir uygulama haline gelir.

1990’lardan beri tıbbi maske kullanma pratikleri, bu tertibatın ticari olduğu kadar tılsımlı değerini de artıran, belirsizlikle tehdit karışımı bir hijyenik postmodernlik dönemine oturur. Halk, devletin bu türden bulaşıcı veya çevresel yeni tehlikeleri yönetebilme kapasitesine olan güvenini kaybettikçe, maske kullanımının toplumsal kabulü kuvvetlenir. Böylece (maskeli) birey bulaşıcı hastalıklara karşı hem sembolik hem gayet somut, hem birincil hem de nihai duvar olur.

2020’de ise maskeyi takmak, paniğe kapılmışlığın ve irrasyonelliğin göstergesi olmaktan ziyade akla yatkın ve duyarlı bir önleyici davranış mertebesine yükselmiştir. Makul bir kendi kendine korunma jestinin imkânını tartışırken, ister istemez çağdaş kamu sağlığına içkin kimi paradokslara da parmak basmış oluyoruz. Böylece maske, salgından kaçınmak için bireysel bir yatırımı öğütlerken, son derece beceriksiz ve hatta otoriter bir biçimde bunun sınırlarını çizme hakkını kendinde gören kriz halindeki halk sağlığının beklenmedik metaforu olabilir.

  

“Doctor Schnabel” (Dr. Gaga). 17. yüzyılda bir veba doktorunu tasvir eden gravür, Roma, ykl. 1656

 

Çünkü bugünlerde halk sağlığından çok az söz ediliyor. Evet, sağlık krizinden, epidemiyolojik gözetimden, karantinadan, pandeminin seyir modellemesinden, yani bir şekilde halk sağlığı alanıyla ilişkilendirilebilecek pratiklerden bahsediliyor. Fakat tutarlı ve dinamik, kurumsallaşmış bir tıbbi-sıhhi müdahale alanı olarak halk sağlığı hakkında, hayır, konuşulmuyor.

Halk sağlığından pek bahsedilmiyor olsa da koronavirüse karşı “hazır olduğumuzu” sıklıkla işitebiliyoruz. 1990’larda ABD’de düşünülmüş ve 11 Eylül’den sonra devreye sokulmuş bu hazırlık politikalarının hem insan sağlığına karşı gelişebilecek tehditlere hem de (biyo)terörizme yanıt vermesi bekleniyordu.

Hızlanmış bir küreselleşme zamanında, eli kulağında fakat bilinmeyen bir pandemik tehdit çağında, dramatik kurgulardan ve felaket tasavvurlarından farksız olan hazırlık durumu (prepardness), bir tehdit gerçekleşirken kesintili ve ani karşılıklar vermeye zorluyor. Çok sayıdaki “ilk” hastanın zahmetli takibinden edinilen sayılar, tartışmalı teşhisler koyan yüksek teknolojik aletler, dezenfeksiyon drone’ları, kapatılmış hastaların elektronik gözetimini sağlayan aplikasyonlar… Tehdide bunlarla karşılık veriliyor.

Yapılmış simülasyonlar geçersiz hale gelmiş, maske stokları erimişken, “hazırlıksız” biçimde, aciliyet içinde salgına set çekmek için, çoğu kez en temel demokratik haklar hiçe sayılarak, “arkaik” biçimlere başvuruyoruz: Sağlık kordonları (karantina), salgın hastaneleri, toplanma yasakları…

Ne var ki hazırlıksız olmaya hazırlanmak da hem insani hem finansal açıdan son derece masraflı, ki bu da ağır noksanlarla dolu hastane-merkezli bir sağlık sistemiyle pek uyumlu gidemiyor. Halk sağlığı için kaynak ayrılmayınca, okullarda tekrar ortaya çıkan hidroalkolik jel makineleri boş kalıyor – sabun zaten uzun süredir nadir rastlanan bir malzeme.

Ancak ne olursa olsun Gates Vakfı ve CEPI (Salgınlara Hazırlık İnovasyonları Koalisyonu), aşırı teknolojikleştirilmiş ve özelleştirilmiş bir dünya sağlığına methiye düzerek, somutlaşması 18 ay sürebilecek ve stoklanmak dışında herhangi bir işe yaramayabilecek bir aşı için devasa meblağlardan söz ediyor.

Tüm bu zafiyetler, zamanlama problemleri ve belirsizlikler karşısında homo medicus yönünü yitirmiş görünüyor: test yaptıramıyor, başvurmak istediği acil servisleri tıka basa dolu, sağlıklı ve patolojik bedenine dair bilgisi sınırlarına ulaşmış durumda ve önüne konan ya fazla telaşlandırıcı yahut fazla gevşek istatistikleri yorumlamakta zorlanıyor.

Fakat bu hazırlıksızlık mutlaka telafi edilmeli. Dolayısıyla devlet ona açıkça çağrıda bulunuyor: İnsanlığın ortak iyiliği ve ulusal/küresel ekonominin esenliği için dayanışmacı ruhunu göklere çıkarıyor. Mevcut koşullar göz önünde bulundurulduğunda son derece uygun gibi görünen, tasarruflu, otoritarizmden azade, görünürde cömert ve kendi sağlık yönetimi kapasitesiyle uyumlu bu sosyal mesafe tedbirini öneriyor: kendi kendini karantinaya almak. Bu “öz-karantina”nın tarihi de ilerde yazılacaktır.

Kendi kendini 14 gün boyunca kapatmak, Kanadalıların değerleriyle uyumlu görünüyor. Üstelik zamanın ruhuna da uygun; toplu taşıma araçlarındaki izdihamdan kaçınmayı ve sessizlikten istifade etmeyi sağlıyor. Fakat toplumsal kabul edilebilirliğinin ötesinde çeşitli sorunlar ortaya çıkarıyor. Ve kimi sorular... Maskeden farklı olarak (en azından maskeye henüz erişilebiliyorken), eşitsizlik, kırılganlık ve marjinalleşmeye davetiye çıkaran bir uygulama söz konusu.

 

 

 

Herkes bir Justin Trudeau gibi evinden çıkmama imkânına sahip değil. Yaşlı yahut yalnız insanlar, kronik hastalığı olanlar, ağır güvencesizlik koşulları altında bulunan öğrenciler, bir-iki odalı dar bir evde yaşayan kalabalık aileler böyle bir uygulamaya harfiyen riayet edemez.

Yalıtılmış olmanın, ruh sağlığı üzerinde de göz ardı edilemeyecek sonuçları olacaktır: belki virüs yoluyla bulaşacak bir yük değil, fakat zihinsel bir yükü olacaktır – en azından kabullenilmesi gereken bir klostrofobi. Kendi kendini karantinaya almak, sağlam bir ekonomik ve toplumsal sermayeyle donanmış bir zengin ayrıcalığıdır.

Kendi kendini kapatma konusunda dönen söylevler, hatırlayalım, bu mesafelenme döneminde de çalışmanın etkin biçimde devam edeceğinin altını çiziyor. Çok sayıda özel ve kamusal işletmenin bunu teşvik etmesinin sebeplerinden biri de bu zaten. Uzaktan çalışma, pandemi çağının neoliberal normu olan virtüelleşmiş verimliliğin eşanlamlısı olarak kendini ortaya koyuyor.

Fakat bu konuda da herkesin bu kılık değiştirmiş buyruğa uyması mümkün değil, okullar kapandığı için çocuklarıyla ilgilenmesi gereken ebeveynler yahut gösterileri iptal edilmiş sanatçılar gibi, ki bunların ne şekilde tazmin edileceğine dair bir yöntem de henüz ortada yok.

Yüzü kapatan bu maskeler, sefalet içindeki bir halk sağlığının, daha beteri, görevlerinden istifa etmiş bir devletin stigmasını teşkil ediyor. 2019 sonunda Hong Kong’daki Pekin karşıtı eylemlerde, yahut toplanma yasaklarına meydan okuyan Sarı Yeleklilerde, keyfî tutuklamalara ve sıkılan gazlara karşı bir önlem olarak maskelerin öne çıkması belki de tesadüf değildir.

 

Tarihçi Laurence Monnais’in 18 Mart 2020 tarihli Covid-19 ou l’indigence de la santé publique démasquée yazısından kısaltılarak çevrildi.

olağan hal