Katledilen Şair: Jean Sénac

Aşağıdaki pasajlar, Cezayirli şair Jean Sénac’ın Citoyens de beauté başlıklı şiir kitabını İngilizceye çeviren Jack Hirschman’ın Sunuş metninden seçildi. Pasajlardan sonraki dizeler, Jean Sénac’ın bu kitapta yer alan “Arbatache” başlıklı şiirinin 10. bölümünden alındı. Kaynak: Jean Sénac, Citizens of Beauty, çev. Jack Hirschman (Michigan State University Press, 2016).

 


Modern edebiyatın en şaşırtıcı olaylarından biri, Fransa’da ilk kez 1967’de yayınlanan bu kitabın (ki Cezayirli bir şair olan yazarının, farelerin cirit attığı bodrum dairesinde bıçaklanarak öldürülmesinden yedi sene öncedir), şimdiye kadar tam haliyle İngilizcede yayınlanmamış olmasıdır. Şaşırtıcı, zira insanlığın devrimci ifadesinin şaheserlerinden biridir bu kitap.

Bu yazıyı Ölüler Günü’nde [2 Kasım] yazıyorum – Jean Sénac’ın 1973’te öldürülmesinden iki yıl sonra, bir başka büyük şair, Pier Paolo Pasolini, yine bugün, Roma’nın banliyölerinde katledilmişti. İkisinin de öldürülmeleri eşcinsel ilişkilerine bağlanmıştı. Pasolini cinayetinde, Pino Pelosi suçu işlediğini itiraf etmiş, gelgelelim altı yıl hapis yatıp çıktıktan sonra olay gecesi yalnız olmadığını açıklamıştı. Pelosi, Pasolini’yi bir grup faşistin öldürdüğünü söylüyordu; sebep, düzenli olarak yazdığı Corriere della Sera gazetesinde yayınlanan “Biliyorum” başlıklı şiirsel ifşa metni başta olmak üzere Pasolini’nin yazıları ve cinsellik ile faşizm arasındaki ilişkiyi gözler önüne serdiği, 20. yüzyılın belki de en cüretkâr filmi Salò’ydu – Pasolini o yazıda, İtalya’daki yolsuzlukların arkasındaki tüm isimleri bildiğini açıklıyor, on beş yıl sonra gün yüzüne çıkacak siyasi ve ekonomik çürümeyi (tangentopoli) daha o zamandan haber veriyordu.

Pasolini’nin katillerinin hiçbir zaman mahkeme önüne çıkarılmaması gibi, Sénac’ın katili veya katilleri de hiçbir zaman tespit edilemedi. Bu nedenle birçokları ölümünde faşistlerin veya köktendincilerin parmağı olduğuna inanıyor.

Pasolini gibi Sénac da sıradışı bir şairdi. 1926’da Cezayir’de, Jeanne Comma adlı İspanyol bir kadının oğlu olarak doğan Jean, muhtemel bir tecavüzcünün gayri meşru çocuğuydu.  Babasını hiç tanımadı; kısa bir süre annesiyle evli kalan bir Fransız’ın, Edmund Sénac’ın soyadını aldı.

1954-1961 yılları arasında, Cezayir’in bağımsızlık savaşı sırasında Sénac Fransa’ya sürgün gitti, ama kendini hep Cezayirli olarak tanımladı. Cezayir’de Fransızca konuşan yerleşimcilerden (pied-noir) biri olmakla birlikte, Fransız sömürge yönetimini devirmeye çalışan Ulusal Kurtuluş Ordusu’yla bağları da olduğu için, bütün hayatı, annesinden gelen Avrupalı kökleri ile Cezayir’in bağımsızlığını arzulayan Kuzey Afrika hayali arasındaki gerilimle geçti.

Fransa’da René Char, Sénac’ın şiirleri üzerinde etkili oldu; kendisi gibi Cezayirli olan Albert Camus’de ise Sénac hiç sahip olmadığı baba figürünü buldu. Camus ile Sénac bir dönem çok yakındılar; fakat Camus Cezayir’in Fransa nüfuzunda kalmasını istiyordu, Sénac’ın “Selam Olsun Siyah Yazar ve Sanatçılara” başlıklı ünlü şiirini sert biçimde eleştirmişti – ünlü romancının öngörüsüzlüğün bir işaretiydi bu.

Sénac 1962’de Cezayir’e döndü; Ben Bella hükümetini desteklemenin yanı sıra, Cezayir Yazarlar Birliği’nin kurucu üyesi ve genel sekreteri oldu. On yıla yakın devam eden popüler bir radyo programının sunuculuğunu üstlendi; programda, Walt Whitman, Nâzım Hikmet, Federico García Lorca, Bob Kaufman, Allen Ginsberg, Luis Cernuda gibi isimlerle birlikte, Arapça konuşan şairlerin (gerçi Sénac Arapça bilmiyordu) ve kendisine eserlerini gönderen başka şairlerin şiirlerini işledi.

Che Guevara’nın Cezayir ziyaretinden sonra yazdığı “Güzelliğin Yurttaşları” başlıklı şiirinde Sénac, sosyalizm hayalleri ile cinsel –özellikle eşcinsel– arzuyu iç içe geçirmişti; Cezayir Yazarlar Birliği’yle arasının açılıp sonunda ilişkisinin tamamen kopmasında fitili ateşleyen de bu şiir olacaktı.

Sénac, tüm gerçek komünistler ve sosyalistler gibi, insanlığa ait tüm dillere kucak açmıştı. Ne gariptir ki, köktenciliğin şehit ettiği ilk şairlerden biri olduğu söylenecekti.

 


Arbatache

10.

Toprağı ısırırsan, her daim

saklayabilirsin tadını bir dişin yuvasında.

Ey çocuklar! Liseliler, fellahlar, şehirli işsizler

ve çadır köylerin açları,

kalkın ayağa ve diriltin alfabelerinizi, diriltin sözlü kültürünüzü

vasat şiirlerine karşı onların!

O solucanlar ki çoktan başladı köklerinizi kemirmeye

Ama kök daha sağlamdır koparılan lokmalarından.

O vakit, başlasın şölen.

Isırın toprağı ve saklayın tadını o tek dişte.

Bir diş fakire; inatçı, gözü dönmüş ve sağlam

bir diş, sevmeye ve o gürbüz açlığa.